Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SİYASET > Bizden Makaleler


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi
Devletin Silik Devrimi
Cevaplar
3
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
463
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 27.Mart.2017, 20:38   #1
 
Hasan Karataş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hasan Karataş
Komün
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 15.Kasım.2009
Üye No: 26927
Mesajlar: 2,612
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 2,584
845 Mesajına 1,585 Teşekkür Aldı
Standart Devletin Silik Devrimi

Şimdiye dek devrim göremedik ama karşı devrim gördük. 12 Eylül karşı devrimdi. Her şey ayni devam ediyordu. 11 Eylül ile 12 Eylül arasında değişen bir şey yoktu. Yaşam ayni şekil devam ediyordu. Sadece kimi insanlar saklanmış, kimileri kaçmış, kimileri de yakalanmış, kimileri de öldürülüyordu. Bunların dışında gündelik yaşam ayni idi.

Karşı devrim demokrasiyi ortadan kaldırmış ve demokrasi içerisinde kendisine yer edinmiş olan devrimciler sahneden çekilmişlerdi. Onun dışında yaşam aynen devam ediyordu. Oysa çok büyük bir değişim oluyordu. Kimse onun farkında değildi.

Binalar değişmiyor. Şehir değişmiyor. Alışveriş değişmiyor. İnsanların günlük hayatları aynen devam ediyor. Karşı devrim görünmeyen bir örtüymüş gibi yeni hayatın üstünü örtüyordu. Artık hayat o örtünün altından devam ediyordu. Büyük bir karşı devrime rağmen sanki hiçbir şey değişmemişti.

Devrimde muhtemelen böyle bir şey olacak. İlk etapta hayat aynen devam edecek. Kimse yeni bir değişimin farkında olmayacak ve eski örtü şehirlerin üzerinden çekilecek ve yeni bir görünmeyen örtü şehirlerin üzerini örtecek. Bu görünmeyen örtü, devrim olmuş olacak.

Devrim modern şehirlerin üzerinden eskimiş köhneleşmiş, kokuşmuş pis hayatın çekilmesi, o pisliğin içerisinde yeni, canlı, temiz ve dinamik bir hayatın gelmesi ve gelişmesi demek oluyor.

Referandum ile birlikte devletin içinden gelecek olası bir devrimden söz ediyorum. Devletin bu devrimci adımı çok tereddütlü bir atmosferin içinden gelecekti. O anlamda bu devrimin gelip gelmeyeceği konusunda netleşemiyor ve hatta bunun bir girişim düzeyinde kalacağını ileriye doğru adımların atılamayacağını anlatıyordum.

Bu devrim AKP ile gidilen yoldan geri dönülmesi demektir. AKP kalır ve yoldan geri dönülür; bu da olasıdır. Ya da yoldan geri dönüş zamana yayılır. Bu da olasıdır. Zira AKP ile elde edilmiş ve yine elde edilme olasılığı çok olan ekonomik bağlantılar bulunmaktadır. Bir yandan AKP kalır, diğer yandan da yoldan geri dönülür. Tek adam diktatörlüğüne giden yol, gerçekte demokrasiye giden yol olur. Bu da olasıdır. Bütün bunlar tilkinin kafasında dolaşmaktadır.


Şunu anlatıyorum. Şehirlerin üzerindeki görünmeyen örtü değişecek midir? AKP ile yürüyen siyaset, tek adam diktasına doğru ilerliyordu. Ancak dünya üzerinde çok büyük bir değişim oldu. Bu değişim, bizim ülkemizde demokrasiyi dayatmaktadır. Tek adam diktası, bir önceki siyasetin çizgisiydi. Şimdi üzerimize nasıl bir örtü gelecek? Dünya siyaseti, Türkiye devletini öyle bir yerde bıraktı ki egemen irade istemezse bile demokrasi zorunlu olmuştur.

Karşı devrimlerle ilerleyen sürecin demokrasiye dönmesi, gerçekte kendi içinde devrimdir. Devlet bu adımı cesur ve net biçimde atamaz. Zira diğer yandan alavere dalavere işler ile de kazanç elde ediyordu. Onları da terk etmek istemiyor. Örneğin Avrupa’daki Türklerin paraları ile birlikte geri dönmesi için Avrupa ülkeleri ile yalandan kavgaya girişiyor.

Devlet kısa vadeli cazip girişimlerden de geri adım atmak istemiyor. Buradan şunu anlıyoruz. Devlet, sahiplerinin iradesi altında bir anlamda geleceği ile ilgili kumar oynamaktadır. “Devrimci irade” devlet içerisinde tezahür edemiyor. Anlık çıkarlar, egemen iradeye cazip geliyor. İkisi bir arada yürür mü? Devlet bunu yapmaya çalışıyor ve ayrıca önünü göremiyor.

Karşı devrimci çizginin terk edilmesi demek, ekonominin içe kapanması demektir. Dışarıya bir yığın borç olduğunu varsayalım. İçeriye nasıl kapanacak? Dışarıdan her ay ortalama 1 milyar dolar petrol ithal ediyorsa ve her ay da ortalama 1 milyar dolar artı değer üretiliyorsa diğer dışa alımların ve ödenmesi gereken borçları nereden temin edecek. Zorunlu olarak, kendisine dışarıdan beslengi bir şeyler arayacaktır. Borçlanma daha cazip gelmektedir. Dışarıdan giren büyük paralar içerideki küçük sermayeleri de canlı tutuyor. Sermayeler değişim devrelerinde daha fazla kalarak ekonomik krizi nispeten ötelemektedir. Bireyler de bir şekilde sermayelere temas ederek kendilerine hayat elde etmektedirler. İçe kapanma, yaşamın sönmesini getirir.

‘Hayır’ oylarının kazanması devrimin başlangıcıdır. Ancak devletin kendi içindeki bu devrimde çetrefilli zor bir süreci gerektirmektedir. Bu durum anlaşılmıyor sorun tek adam diktatörlüğü ve/veya devletin fabrika ayarlarına geri dönmesi üzerinden tartışılıyor. Sorun, gidilen yoldan geri dönülmesidir. Geri dönüş, radikal biçimde düşünülemiyor. Erdoğan idaresinde bile geriye dönüş olası görünmektedir. Kılıçdaroğlu, ‘hayır’ kazanması durumunda onu sorgulamayacağız diyor.

Önceleri devlet içerisindeki değişimler de kararlar daha kolay alınırken ve örtülerin değişimi nispeten daha belirgin olurken, bugün değişim kararları çok zor alınmakta ve değişim örtüleri ise daha silik gerçekleşmektedir. Sözüm ona tek adam diktatörlüğü iptal edilip demokrasiye geçilecek ve biz bunun farkında olmayacağız. Diyelim yönetimdeki kişiler değiştirilecek bu kez yedeği beraberinde taşınacak, asil oyuncu sakatlandığında veya taktik değiştiğinde hemen yedek siyasetçi sahaya sürülecek. Maç şimdilik Erdoğan ile zor yürüyor. Ancak onu çıkarmak da çok akıl kârı görünmüyor. Dolayısıyla Erdoğan’ı göndermek bir devrimse bu devrim silik bir devrim olacak, yaşam örtüsü yeni güzellikler getirmeyecektir.
______________________________________________________
"Docendo discitur"
Hasan Karataş isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 28.Mart.2017, 13:09   #2
 
cometa1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
cometa1
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 16.Aralık.2016
Üye No: 55167
Mesajlar: 39
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 77
19 Mesajına 25 Teşekkür Aldı
Standart

suriyeli ler hakkında ne düşünüyorsunuz acaba merak etmekteyim 300 tl ye sigortasız çalıştırıyolar ve çalışma yaşı 8 9 yaşa kadar düşmüş durumda.Suriyeli nüfusun tamamı nerdeyse çok yoğun çalışmakta bunun türkiye ekonomisi açısından değerlendirirmisiniz?

Suriyelilerin sınır dışı edimesini isteyenler acaba hangi kafayla düşünüyor
cometa1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 28.Mart.2017, 16:50   #3
 
Hasan Karataş - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Hasan Karataş
Komün
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 15.Kasım.2009
Üye No: 26927
Mesajlar: 2,612
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 2,584
845 Mesajına 1,585 Teşekkür Aldı
Standart

3-4 yıl önce Suriye’liler ile ilgili çok fazla yazı yazmıştım. ‘Göçmen Tuzağı’ başlıklı yazımda bunları belirtmiştim. O yazıdaki tartışmalara göz gezdirdim. Bizim çok bilmiş solcularımız. O zaman bana karşı şunları demişlerdi. “Suriye’li göçmenlerin ekonomik nedenlerle Türkiye’ye getirildiğini düşünmüyoruz.”

Türkiye devletinin amacının göçmen almak olduğunu yazmıştım. Mülteciler 3 nedenle ekonomik fayda temin ediyorlardı. 1- ucuz iş gücü oluyordu. 2- paralı göçmenler sermaye taşıyor ve şirket kuruyorlardı 3- göçmenler tüketim devrelerinde kullanılıyordu.

Ucuz iş gücü meselesine gelince onlar tam anlamıyla bir artı değer kaynağıydı. Aklımıza 18.yy Amerika’sını getirelim. Zenciler köle olarak işliklerde çalışmışlardı. O köleler o zaman diğer ülkelere kıyasla çok fazla artı değer bırakıyordu. ABD’nin temel sermayesinin kaynağı köle emeğiydi. O zamanki değeri binlerce ton altın ile kıyaslayabiliriz. Köleler ücret almıyordu. Çok ucuz maliyetlerle karın tokluğuna işliklerde çalışıyordu. Yaratılan değerlere kabaca bir örnek vereyim. O zaman bir köle (işçi) aylık ortalama 9 gr altın Amerikan ekonomisine katıyordu. Milyon köle var olduğunu sayalım. Yılda 108 ton altın ekonomiye katılmış olur. Köle emeğinin sömürülme süresini 200 yıl gibi düşünürsek ABD sermayesinin gerçek kaynağını görmüş oluruz. 20 bin tonun üzerinde altına eş değer sermaye sadece kölelerin sırtından üretildiğini görürüz.

Bugün o köprülerin altından çok sular aktı çok şey değişti. Bugün artı değer üretimi çok tartışılmıyor. Bundan 10 yıl önce 3000 maaş alan işçilerin sömürüldüğünü yazan sözde solcu arkadaşlarımız vardı. Onlar sömürü nedir bilmiyorlardı. Suriyeli mülteciler 10 tl ye kadar günlük ücretler ile çalıştırılmaktadır. Şayet 3000 tl maaş alan bizim işçilerimiz sömürülüyorsa 300 tl maaş alan Suriye’li göçmenler ne oluyor onu söylesinler. Söyleyemezler. Ben anlatayım. 3000 tl maaş alan bir işçi sömürülmez. Bir Suriye’li den on misli fazla ücret alan işçi, bir Suriye’li ile ayni emek zamanı üretimde yer alıyor. Aylık 3000 tl alan emekçi Suriye'liden fazla enerji harcamıyor. Sömürü karşılığı ödenmeyen emek zamanıdır. Ayni emek zamanına 10 misli fazla alan emekçinin ne kadar bir çalışma zamanının karşılığı ödenmemiş oluyor? Suriye'li nin 8 saatlik iş gününde 6 saatini ödenmemiş kabul edelim ve eline 10 lira verilmiş olsun, 3000 tl alan işçinin eline 100 tl verilmiş olduğunda Suriye'liye kıyasla 8 saatlik zamanın fazlasıyla karşılığını almış oluyor. Burada karşılığı ödenmemiş emek görünmüyor. Biz günlük 100 tl alan emekçiye sömürülmüş diyemeyiz.

Suriye'li emekçilerin nasıl altın yumurtladığını anlatalım. Türkiye’de ortalama iş gücü değerinin 50 tl olduğunu var sayalım. Suriye’li işçi 90 tl sömürülmüş demektir. 200.000 Suriye’li bu şekilde çalışıyor ise günde ortalama 18 000 000 tl sermaye artı değer üretiyor yani o kadar sömürülüyor demektir. Günümüz altın fiyatları ile değerlendirelim. Ortalama günde 120 kg altın değerinde artı değer Türkiye ekonomisine katılıyor demektir. Bu da yılda ortalama 40 ton altına tekabül eder.

Türkiye, “insani nedenlerle” Türkiye’ye getirmiş olduğu Suriyeli yoksulların sırtından her yıl 40 ton altın değerinde sermaye elde etmektedir. Devlet bütçesinden pay alanlar aldıkları pay oranında bu sömürüden pay almaktadır. Türkiye halkı, sağcısı ve solcusu hepsi de bir şekilde bu sömürüden pay almalarına rağmen, bu sömürüyü hiç dile getirmezler. Örn. KESK e sorsam siz sömürüden pay alıyorsunuz dersem asla derler. Emekli sendikası geçenlerde maaşımız 3000 tl olsun diyordu. Çalışmadan 3000 tl talep edenler, çalışarak ayda 300 tl maaş alanların sömürülmelerini hiç dile getirmezler.

ABD 18.yy da yüksek sömürülerle sürekli yatırıma yönelerek dev adımlarla ilerliyordu. Türkiye devleti de 18.yy Amerika'sı gibi köle çalıştırıyor ama Amerika gibi ekonomide dev adımlar atamıyor. Türkiye devasa devlet bütçesini ve tüketimdeki asalakları finanse edebilmek adına ileri adımlar atamıyor. Türkiye çok sömürüyor. Sömürüyü, hırsızlık ekonomisine, asalak insanların ve dış borçların finansmanına kaydırmak durumunda kalmaktadır. Sadece Suriye’li emekçiler sömürülmüyor. Ayni zamanda asgari ücretle çalışan tüm üretken emekçiler sömürülmektedir. Onlar % 100 oranlarında sömürülürken, Suriye’li emekçiler ise % 180 oranlarında sömürülmektedir.
______________________________________________________
"Docendo discitur"
Hasan Karataş isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Hasan Karataş Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 28.Mart.2017, 17:46   #4
 
cometa1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
cometa1
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 16.Aralık.2016
Üye No: 55167
Mesajlar: 39
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 77
19 Mesajına 25 Teşekkür Aldı
Standart

Bizler, büyükler bir şekilde çalışabiliyor, idare ediyoruz.Peki o cocuklarin durumlarina ne demeli 9-10 yasinda cocuklarin hepsi deli gibi calistiriliyor nankör insanlar bunu hic dile getirmiyolar dediniz gibi hic bir eleştri görmedim,üzerine bu insalara siddet ve psikolojik baski uygulaniyor.
cometa1 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
cometa1 Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Çark Dönecek Çekiç Vuracak Sosyalist İktidar Kurulacak!
Saat...


Powered by vBulletin | Hosted by Linode.com