Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SF-Kütüphane > Sosyalizm Süreli Yayınlar > Devrimci Dönüşüm


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi TAKSİM-GEZİ DİRENİŞİ/devrimci dönüşümüm-Uzun Yürüyüş
Cevaplar
1
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
1425
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 16.Temmuz.2013, 15:59   #1
 
DEVR!M - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
DEVR!M
Bağ.Maoist "çirkin iftiracı"
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 15.Ağustos.2008
Üye No: 11532
Mesajlar: 570
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 6
9 Mesajına 11 Teşekkür Aldı
Standart TAKSİM-GEZİ DİRENİŞİ/devrimci dönüşümüm-Uzun Yürüyüş

Engels Beethovun'nun 9. Senfonisi'ni "aklın en yüksek kreasyonu" olarak niteler. Bunu kitlelerin kahramanlığının tarihte sahne alışının akla yansıması olarak yorumlar.

Bu yorumun Türkiye topraklarındaki ispatlarında biri, bir buçuk asır sonra Engels'i doğrulayarak 27 Mayıs 2013'te Taksim Gezi Parkı'nda özgürlük tını olarak ülkenin hemen her yerinde duyulmuş oldu.

Cumhuriyet tarihi boyunca hiç görülmediği oranda birbirinden farklı sosyal, siyasal, kültürel, cinsel, etnik, inançsal kimlikler; çevreci parti, gurup ve bireyler sistemin baskısının aklında kavramlaşan cümlelerini afiş, pankart ve sloganlarda sentezleyerek, Türkiye'nin illeri, ilçeleri ve köylerinde 90 yıldır bastırılmış özgürlük enerjisini toplantı, yürüyüş ve barikatlarda toplayarak; tencere tava-düdük ve ıslık çalarak, sloganlar atarak, tilili çekerek kah yerinde zıplayarak kah hızlı bir toplaşmayla köprüleri, yolları kapatarak, barikatlarda görkemli bir senfoniye dönüştürdü. Ve bu ülkenin tarihinde en "bedbaht" kabul edilmiş "öldü", "çürüdü", "köleleşti", "metalaştı", "kimliksizleşti", "kayboldu" denen 12 Eylül faşist darbe sürecinin kuşağı toplumsal kabule dönüşmüş bu vb. tüm kabulleri yerle bir ederek öne çıktı. yönetenler kadar yönetilenleri, aydın-entelektüel ve sosyologlar kadar devrimcileri de şaşa bıraktı: var olan hiç bir şey yok olmaz; hiç bir durgunluk hareketsiz, çelişkisiz değildir dediler.



TAKSİM GEZİ DİRENİŞİ SİMGESEL ÖZGÜRLÜK ARZUSU ÖZSEL DERİN VE YIĞINSALDIR

Bir kez daha altını çizmek kesinlikle gereklidir. 27 mayıs'ta Taksim Gezi Parkı'nın betonlaştırmasına karşı çıkan bir gurup aydın ve çevrecinin polis saldırısıyla dağıtılmasına karşı bir protesto ve tepki olarak tarihe geçen Taksim Gezi Direnişi bir sınıf hareketi değildir. Ama işçilerin de içinde yer aldığı ezilen halk kesimlerinin sınıf bilinçli politik gurup ve örgütlülükleri de bağrına çekip, enerjisinden beslendiren bu direniş özel olarak 10 yıllık AKP iktidarının nobran, dayatmacı, diktatörsel yönetim üslubuna; genel olarak da 90 yıllık komprador-bürokratik faşist devlet cihazına illallah diyen, ezilen sömürülen, horlanan, dışlanan, yasak gören, susturulan, bastırılan... her toplumsal kesimden örgütlü örgütsüz, bilinçli bilinçsiz hedefli hedefsiz, meslekli mesleksiz, tüm halk sınıf ve tabakalarından bireylerin meydanlara ve sokaklara akmasıdır. Ev kadınları ve çocukların evlerinde tencere tava çalıp ışık söndürmesiyle büyüyüp gelişen bu direniş "artık yeter" duygusunun eylemle can bulma halidir. Bu niteliğinden dolayı bu topraklarda böylesine birbirinden farklı tınılar çıkardığı halde bu ölçüde birbirine yaklaşan sayısız "enstrümanın" çalarken diğerini kollamaya itina gösteren, 20 gününü doldurmaktayken bile çalmaya devam eden bir özgürlük senfonisidir. Bu senfoninin en özgün özelliği bilinen senfonilerden farklı olarak bir meostrodan yoksun oluşudur.* (Bu rol için durmadan hamleler yapan, bugünkü AKP kliği tarafından iktidar pastasının bölüşüldüğü masadan uzaklaştırılan Kemalist klik ve İP gibi sistem yaması partiler olsa da bunlar bu sayısız halk enstrümanın kolektif uyumunu bozmaya yetenekli olamadıkları gibi, hareketin sıkça attığı "Erdoğan istifa"," hükümet istifa" sloganına rağmen temel rahatsızlığın AKP'nin yanı sıra esasta sisteme illallah diyen kitle eğiliminin farkında olduklarında hiçbiri tatlı canını "çapulcuların" bu derinden ve tarihten gelen huzursuzluğunu bir genel bilincine dönüşmesinden yana olmadı) Tüm çalgıcıların pür dikkat izledikleri ve yaptığı her hareketi tereddütsüz tekrarlayacak önemde bireysel veya kolektif bir önder ve önderlikten yoksun olarak bu direnişi sürdürüyor olmasıdır. hareketin ilerleyen günlerinde "Taksim Dayanışması" adı altında oluşturulan "önderlik" ise doğru ve yerinde bir irade oluşturma olsa da bu iradenin yaptığı ve yapmaya gücünün erdiği şey de; bazı günler milyon sayıyı aşan eylemcileri bilgilendirmek, bu sayının yaşamını idame ettirecek günlük ve zorunlu ihtiyaçların giderilmesi, bu yaşamsal gereksinmelerin tedariki ve paylaşılmasını sağlamak, bir yaşam mekanına çevrilmiş olan yaşanılabilir koşullarını korumaktan daha ötesini yapamadı yapamazdı da.

"YİTİK" KABULEDİLEN KUŞAĞIN CANLILIĞI VE CANLI KABUL EDİLEN DEVRİMCİ ÖRGÜTLERİN ZİHİNSEL DONUKLUĞU

Bu direniş gösterdi ki devrimci hareket henüz somut koşulların bilimsel tahlilini yapmayı, somut duruma uygun somut teori ve taktik üretmeyi öğrenebilmiş değildir. Hele hele oturma ve kalkmanın, saldırı ve savunmanın, ilerleme ve geri çekilmenin bir bilim olduğunu görememektedir. Oysa bu direniş halk kitlelerinin durumuna dair Türkiye'deki iktisadi ve siyasi doğmaların kabulüne dair, devrim ve karşı devrim güçlerinin teorik tanzimi ve ilişkilerine dair ve hatta "ileri" mevzide duran devrimci örgütlerle geri ve örgütsüz kitlelerin yaratıcılığına ve zihinsel üreticiliiğne dair bir dizi kabulü alt üst eden verilerin de adeta sergilenişi olarak yaşaniyorken, devrimci örgütlerin büyük bir çoğunluğu kendini tekrar etme refleksinden kendini özgürleştirmeyi başaramadı.

Böyle olduğu için de hareketin başladığı yerde 18. gününde kapsamlı bir saldırı ile dağıtılmasına kadar geçen süreçte kendiliğinden başlamış bir direniş örgütlenmiş, toparlanmış ve iradeleşmiş bir biçimde yönlendirmek; kendi yasaları içinde nefeslendirmek yerine bir kez daha halk kitlelerinin büyük gücünü ve enerjisini faşizmin saldırısı karşısında kitlelerin algısında tartışmalı hale getirdi. Büyük ve dönüştürücü bir direnişi sürdürmenin sayısız yönünü ve aracının olduğu mümkünken, bu yaratıcılığı bulma sorumluluğu devricilerinken, dogmatizm iletinden zihinsel yaratıcılığını özgürleştirmeyi beceremediğimizden bir kez daha eyleme geçenler, ayağa kalkanlar kendi hareketinin sonucunu, kendi iradeleriyle tayin edememenin açmazını; faşizmin saldırısının sonucuna bırakarak ilk hamlenin finalinde konuşulmayı da heba etmiş olduk.

Devrimci hareketin kırk yıldır ödediği ağır bedeller, biriktirdiği bilgi ve tecrübe bu büyük tarihsel fırsatı değerlendirebilecek yegane damar olarak düşünülse de direnişe kadar saldırı stratejisini "Vandalizm", "illegal örgütler", "şiddet yanlısı marjinal guruplar" karalaması üzerine inşa edip halk kitleleri ile devrimci ve komünistleri birbirine düşürmek, birbirinden izole etmek olan AKP iktidarının bu korkusu bile, devrimci örgütlerin kendi dogmatik zemininde esnetmeye yetmedi.

Oysa nihayetinde tüm devrimcilerin temel hedefi olan halk kitlelerini sosyal kurtuluşun doğrudan öznesi yapmak amacı, bu direnişle güncel ve somut bir hal almışken, devrimciler bu hareketin hızına uygun hızlı düşünme, genişliğine uygun esnek davranma ve birliğine bilinç ve güven katmak yerine, kaba-katı ve kapılan alanın darlığına hapsolmayı tekrar ettiğimizden sonuç konusunda beklenen yeteneği ve yaratıcılığı, iradeyi gösteremedik. Direnişin ilk hamlesinin sonucu konusundaki bu başarısızlık; bu görkemli halkın beklemeye hakkı vardır ki, bu direnişin derslerinin de öğrettikleri sayesinde devrimcileri doğmalarından, felsefi yetersizlikten kaynaklanan korkularından özgürleştirmiş olsun.

DEVAM EDEN DİRENİŞİN İLK AŞAMASINDAN ÇIKARILMASI GEREKEN ÖNCELİKLİ BİR KAÇ DERS

Birincisi, tarihsel materyalist felsefeyi benimseyen her örgüt ve birey için temel sorun inceleme ve gözlemi yaparken olayların yarattığı duygulardan bağımsız olarak yapmaktır. Her şeyde olduğu gibi bu tip kendiliğinden patlayan hareketlerde de incelemeyi hareketin "hareket hali" gerçekliğine uygun olarak canlı, güncel ve sürekli yapabilmektir. Olumsuz bir haberin kitlelerin ruhuna yaptığı dalgakıran etkisi kadar, olumlu bir haberin de dalga düşüren etkiler yaparak alanları ajite ettiği bu tip hareketlerde devrimciler her zaman gerçekliğin tümüyle ilgilenirler. Ki zaten yüz binlerin, milyonların harekete katıldığı bu tür koşullarda bir kimseyi yığınların içinde "özel" biri yapan ve sayısız örgüt kurup ve hareketin içinde de devrimci bir örgütü hareketin merkezine yerleştirecek "ayrıcalık" da bu yaklaşımın peşinden gelir. Ne var ki, bu direnişte zaten hareketin dinamo merkezine oturacak bir siyasal örgütün olmamasının açığa çıkması bir yana, "devrimciler" olarak harekete yön verme yetisi ve etkileyici bir niceliği imkan dahilindeyken dogmatik düşünme tarzı ve gelenekselleşmiş davranış alışkanlıklarımız kendiliğinden başlamış bir hareketi "kendisi için" hareketin ilk sonucunu tayin etme fırsatından mahrum bıraktı.

Oysa doğru gözlem yapılsaydı, hareketin mevcut başladığı biçimiyle sürdürmekten ziyade, hareketi bir başka merhalede sürdürmek üzere mevcut direniş tarzını değiştirebilirdi. Bunu yapamamış olmak harekete yön veren ve Taksim Gezi direnişine katılan bileşenlerin nesnel gerçekliğini tahlil edememiş olmaktan ileri gelen zaafın üzerine oturmaktır. Bu nedenle ülkedeki direniş merkezleriyle koordine olmak yerine eylemin kaderi hakkındaki kararı, Gezi Park'ta yapılan eğilim yoklamalarından çadır müdavimlerinin eğilimine bırakmak yanlış olmuştur. Bu direnişin omurgasını oluşturan kuşağın birincisi, 12 "Eylül kuşağı" olduğu.

İkincisi, bu kuşağın küçük burjuva orta sınıfın aydın entelektüel kesimi olduğu. Üçüncüsü, çoğunun hayatları boyunca ilk kez bu gibi bir direnişe vicdan muhasebesinin sonucu olarak katıldığı yönündeki genel değerlendirmeler bizim de kabul ettiğimiz objektif değerlendirmelerdir. Sorun böyle olduğuna göre, şunları da tespit etmek direnişin sürekliliğini sağlamak için gereklidir.

a) Bu kuşak, devrimci örgütlerimin aksine pratik tecrübeden yoksun bir kuşak olarak sistemin bu tip halk hareketlerine karşı alacağı pozisyonu öngörmekte yoksundu.

b) Eğitimli, iş-güç sahibi bilgili ve entelektüel olan bu kuşağın aksine gezi yerleşiklerinin önemli bir kısmı işsiz, evsiz, umutsuz gençlerden oluştuğunu, bunların Gezi tüketim komününden yararlanırken meselenin politik boyutunu görmekten çok bu "cennetten" daha fazla istifade için mevcut halin sürecini uzatmaktan gayri fazla bir şey düşünmediklerini ve bu eğilimlerini "doğrudan demokrasi platformlarına" yansıtarak eylemin kaderine yönelik politik tavrı güçsüzleştirdiler.

c) Devrimci hareketin göremediği diğer şey de milyonluk "üyesi" olan, 18 gün boyunca gelip gideni ve sürekli kalanıyla her gün 2 milyona yaklaşan direnişçinin ihtiyaçlarını gideren Taksim Gezi Komün'ün bildiğimiz anlamda bir komün olmadığıydı. Bu komün, tüketenlerin % 90'nın üretim katkısı sunmadığı bir tüketim kominiydi. Sadece bu sorun üzerinde ciddiyetle düşünülmüş olması durumunda bile eylemin mevcut durumundan bir başka boyuta evirilmesi için itici bir rol oynayabilirdi Çünkü komün her ne kader; halkın, ev kadınlarının aş ekmek üreten duyarlı esnafın olanaklarının yığıldığı bir mutfak işi görse de açıktır ki tüketenlerin üretim sürecinde yer alamadığı bir tüketim komüninin uzun süre yaşama şansı yoktu. Buna rağmen yine de günlük bir milyonu aşan tüketicisi olan kominin 18 gün boyunca gereksinimleri karşılamış olması bile tarihe düşmüş önemli bir nottur. Ama şu da bilinmeli ve her politik zihni köşe taşı olmalıdır ki, yaşamsal gereksinmelerin üretimi hareketin doğrudan kendi denetiminde olmayan bir direnişin özgürlük coşkusu da kendi manasına uygun sonuçlanmakta kader sahibi değildir. Mao'nun o ünlü sentezini hatırlamak yeterlidir: "kendi gücüne güvenmek esastır".

Üçüncü olarak, bu büyük hareketin kucaklaştırıcı atmosferi içinde devrimciler hareketin pratik görevlerini daha politik bir zemine oturtmak büyük kitlelerin içinde, onların huzuruna daha derli toplu çıkarak onlara en genelde devrimcilerin gerçekte ne olduklarına kendilerinin karar vermesini sağlamak için aralarındaki doğal ideolojik ve örgütsel farklılıkların yarattığı problemleri ilişkisizliği, küslüğü bir tarafa bırakarak bir devrimci konsey seçerek hareketin genel iradesine inisiyatif, hız, politik derinlik kazandırabilirdi; ve hala bu imkan dahilindedir. Bu seferliğine devrimcileri hazırlıksız yakalaması nedeniyle bu olamadıysa bile hala hazırda başka bir biçim almış olan direnişe daha fazla devrimci bir ton vermek ve halk kitleleriyle ilişkileri geliştirmek için kaçırılmış bir fırsat da değildir. Yeter ki halkın bu olgunluğundan ve ufuk enginliğinden çıkarabileceği dersleri olan devrimci örgütler bugüne kadar birbiriyle taktik ve tali meseleler üzerinde harcadıkları enerjiyi birleşme yönüne aktarmayı bilsinler.



DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM-UZUN YÜRÜYÜŞ
24 Haziran 2013
______________________________________________________
"Durum iyidir çünkü gerçekler devrimcidir." Abimael Guzmán 'Gonzalo'




DEVR!M isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 16.Temmuz.2013, 16:56   #2
 
mes1202 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
mes1202
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 07.Nisan.2013
Üye No: 45831
Mesajlar: 154
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
1 Mesaja Teşekkür Edildi
Standart

Gezi Parkı ile başlayan ve tüm Türkiye'yi saran toplumsal ayaklanma esasinda bozkırların tutuşturularak şehirlere ulaştırılmak istenen yangın teorilerinin Türkiye özgülünde gerçekçi bir yanı olmadığını ispat etmistir. Bu yangin sehirlerden baslamis, kırları kuşatmıştır. Dinamizm buradadir, kitleler buradadir, sınıf buradadir. Ote tarafta artik hale gelmis kucuk capta feodalizm soz konusudur. Maoist iki orgutun Türkiye/Kuzey Kurdistan uzerine yonelik ekonomik ilişkilere, sinifsal yapiya ,sosyal-külturel ilişkilere yönelik daha gercekci, daha nesnel tespitlere ihtiyacı vardır. Aksi takdirde yanlış pratik ya yerinde saymasına ya da tasfiye olmasına kadar bir sureci beraberinde getirir. Ezberleri bozalım! İbo koy koy dolasıp tahlil etmeye calısmıstı bu cografyayi. Onu ornek alalım, onderimizin yolunu daha dogru okuyalim! İbo gibi yikalım sablonculugu.
mes1202 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Çark Dönecek Çekiç Vuracak Sosyalist İktidar Kurulacak!
Saat...


Powered by vBulletin | Hosted by Linode.com