Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SİYASET > Devrim Tarihi > Türkiye Devrim Tarihi


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi İbrahim Kaypakkaya Yoldaş ve 11 İlkesi
Cevaplar
5
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
277
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 14.Haziran.2019, 14:46   #1
 
agitmurat4 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
agitmurat4
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 06.Ağustos.2018
Üye No: 55458
Bulunduğu yer: Türkiye Proleteryası
Mesajlar: 52
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
7 Mesajına 8 Teşekkür Aldı
Standart İbrahim Kaypakkaya Yoldaş ve 11 İlkesi

İbrahim Kaypakkaya Yoldaş ve 11 İlkesi- IV: “İllegal Mücadele Esas, Legal Mücadele Talidir!”


Komünistler ilkesel olarak legal-illegal hiçbir mücadele biçimini reddetmezler. Ancak bu mücadele biçimlerinin hangisinin stratejik olarak esas alınması gerektiği somut koşulların somut tahlili ilkesine bağlı olarak belirleyicilik kazanır. Bu belirleyicilik reformizmle-devrimcilik (proleter devrimcilik) arasındaki kesin ayrım çizisini oluşturur.

“Faşizm tehlikesi niçin geçici
bir tehlike değildir? Çünkü birincisi, Türkiye gibi yarı-sömürge, yarı-feodal ülkeler de zayıf ve güçsüz burjuvazi halkın mücadelesini daima
kanla ve zorbalıkla bastırmaya ve bu şekilde ayakta
kalmaya çalışır. Yani burjuvazinin zayıf ve güçsüz oluşu onu faşizme iter. İkincisi
toprak ağalarının mevcudiyeti burjuva demokrasisine feodal bir karakter verir. İktidara ortak olan toprak ağaları, ‘feodal demokrasinin’ kanunu olan sopa ve cebiri, burjuva özgürlüklerin
yerine geçirmek için sürekli çaba harcarlar. Türkiye’de “demokrasinin” ta başından
itibaren feodal bir karakter taşımasının temel sebebi bunlardır.” (İbrahim Kaypakkaya, Seçme Yazılar/Cihan Yay. sf. 300)

Ülkemizde devrim mücadelesinin başından sonuna illegal mücadele temelinde ele alınasının temel çıkış noktası Kaypakkaya yoldaştan yaptığımız alıntıdan da anlaşılacağı üzere faşizmin sürekliliğidir. TC tarihi şöyle bir incelendiğinde egemenler cephesinden, halkın en demokratik hak alma mücadelelerinin dahi baskıyla, zorla, kanla bastırıldığı sayısını yazamayacağımız kadar pratiği mevcuttur ve devam etmektedir. Elbette dönem dönem ülkemizde de Kaypakkaya yoldaşın dediği gibi “demokrasinin kırıntıları” halka sunulmaktadır. Ancak ilk fırsatta bu kırıntıların dahi daha azgın saldırılarla geri alınmaya çalışıldığı da bilinmez değildir, pratikte sabittir. Çok uzağa gitmeye gerek yok yakın tarihimizden bir örnekle dahi bu süreci anlatmak herhalde yeterli olacaktır.

Egemenlerin “demokratikleşme süreci” olarak başlattıkları ve “çözüm süreciyle” doruk noktasına ulaşan süreç göstermelik olarak belli demokratik hakların önünü açsa da henüz yolun başında patlak veren Gezi İsyanı’na, kalekol yapımlarına karşı yapılan barışçıl eylemlere dahi nasıl tahammülsüz olunduğu ortadadır. Ekonomik, siyasi olarak zorda kalındığında göstermelik demokratik hakların dahi nasıl azgınca saldırılarla geri alındığı, alınmaya çalışıldığına dair yığınlarca somut örnek vardır.

Bu sürecin en
basit tanımı kapatılan yüzlerce
dernek, gazete, tutuklanan milletvekilleri, belediye başkanları, gazeteciler, insan hakları
aktivistleri ve toplumun muhalif kesimleri, el konulan belediyeler vs. ile göz önündedir ve tüm bunlar bir gerçeğe işaret etmektedir. Ülkemizde demokratik haklar dahi egemenler için gerektiğinde ‘sunulan’, gerektiğinde ‘geri alınan’ haklardır. Hal böyle iken ülkemizde demokrasi mücadelesinin dahi bir devrim sorunu olduğu gerçeği sistemle uzlaşmaz bir mücadeleyi zorunlu kılmakta, yasal (legal) olan her olanak ise esas olarak devrim mücadelesinin hizmetine sunulmak zorundadır.

İşte bu nedenle ülkemizde sınıf çelişkisinin çözümü egemenlerin bu faşist politikalarından kaynaklı, her alanda uzlaşmaz çelişkiler olarak ortaya çıkmakta ve bir mücadele alanı yaratmaktadır. KP’nin ülkemiz topraklarında bu uzlaşmaz çelişkinin çözümü için gerçekleşmesi zorunlu olan devrime önderlik ve öncülük görevini yerine getirebilmesi için egemenlerin bu saldırı politikalarına karşı kendisini korumasının en temel yolu örgütlenmesini illegal temelde yapmasıdır. Bunun temel sebebi bir yandan kendisini kitleler içinde örgütlerken ama aynı zamanda düşman saldırılarına karşı kendisini koruma zorunluluğudur.

En temel demokratik hak mücadelesine azgınca saldıran faşizmin, kendisini temellerinden yıkacak olan bir örgütlenmeye tevazu göstermeyeceği açıktır. Hele bir de devrim yolunu başından sonuna kadar silahlı mücadele esaslarına göre oluşturan bir örgütün egemenler tarafından açıktan faaliyet yürütmesine göz yummasını beklemek “şapkadan tavşan çıkmasını” beklemek kadar komik bir durumdur.

Elbette ortaya çıkan legal olanaklar devrimin menfaatleri için kullanılmalıdır. Bunlar işin abecesidir. Ancak yukarıda saydığımız nedenlerden kaynaklı legal çalışmanın açık bir mücadele biçimi olması düşmanın saldırılarına açık hale gelmesini ve egemenlerin yasalarını kendi çıkarlarına göre sürekli yenilemelerinden kaynaklı kalıcı örgütlenmeler olmadıklarını tarih defalarca ispatlamıştır. Bu gerçeklik aynı zamanda ülkemizde demokrasi mücadelesinin dahi bir devrim sorunu olduğunu gözler önüne sermekte ve devrimi örgütlemek için esas olarak sistemi temellerinden yıkmayı hedefleyen örgütlenmelerle sürecin örülmesi zorunludur.

Yani ülkemizde illegal mücadele bir zorunluluk ama aynı zamanda bilinçli bir tercihtir. Devrim iddiasında olan bir örgüt, ayakta durabilmek, düşman darbelerine maruz kalmamak, kitleleri örgütleyebilmek ve devrimi zafere ulaştırabilmesi için, açık/kapalı tüm çalışmalarını illegalite kurallarına göre yapmak zorundadır.

Yeni Demokrasi'den alınmıştır.
agitmurat4 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 14.Haziran.2019, 14:48   #2
 
agitmurat4 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
agitmurat4
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 06.Ağustos.2018
Üye No: 55458
Bulunduğu yer: Türkiye Proleteryası
Mesajlar: 52
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
7 Mesajına 8 Teşekkür Aldı
Standart İbrahim Kaypakkaya Yoldaş ve 11 İlkesi: “Ülkemizde Silahlı Mücadele Koşulları Vardır!

İbrahim Kaypakkaya Yoldaş ve 11 İlkesi: “Ülkemizde Silahlı Mücadele Koşulları Vardır!”


“Zor, yeni toplumlara gebe bütün eski toplumların ebesidir.” F. Engels

Sınıflar mücadelesi bir iktidar mücadelesidir. Bu iktidar mücadelesinin en temel koşullarından birisi zor kullanımıdır. Her sınıf, iktidara gelmek ve var olan iktidarını korumak amacıyla karşısındaki sınıflara zor kullanılır.

Sınıf mücadelesinin bugünkü evresinde zor, mücadelenin başından sonuna kadar bir zorunluluktur. Kaypakkaya yoldaş, “ülkemizde silahlı mücadele koşulları var” derken, esas olarak onu yaratan ve zorunlu kılan koşullara işaret etmektedir. Sınıf mücadelesinin birden fazla mücadele aracı vardır. Ancak silahlı mücadele, zor aygıtının parçalanması açısından diğer mücadele yöntemlerinden farklı bir yerde durmaktadır. Bu mücadele biçimi ise her ülkenin bir dizi koşulları gereği mücadelenin başından sonuna; kimi yerlerde esas biçime bürünürken, kimi yerlerde devrimin arifesinde devreye girecek olan bir mücadele biçimi olarak şekillenmektedir. Ancak temel olan mesele; baştan sona esas olsun ya da son anda devreye girecek olan bir olgu olsun, bu mücadele biçiminin kesin olarak olmazsa olmazlığıdır.

Proletarya açısından silahlı mücadele, devrim ile reformizm arasındaki temel ayrım noktalarından birisidir. Zira bir alt üst oluş olan ve zora dayanan devrimin örgütlenmesi, bu zor biçiminin yani silahlı mücadele biçiminin örgütlenmesi anlamında zorunluluktur.

Kaypakkaya yoldaş, ülkemizde silahlı mücadele biçiminin esas olmasını ülkenin sosyo-ekonomik yapısının bir zorunluluğu olarak ortaya koymuştur. Bu aynı zamanda silahlı mücadelenin başından sonuna kadar onu yaratan koşulların varlığını tarif eder.

Kaypakkaya yoldaş “ülkemizde silahlı mücadele koşulları vardır” tespitini esas olarak Şafak revizyonistleri ile yürüttüğü tartışmalardan yola çıkarak ortaya koymuştur. Silahlı mücadelenin başlatılması konusunda bir netlik içerisinde olan Kaypakkaya yoldaş; Şafak revizyonistlerinin ülkemizde silahlı mücadelenin başlatılması için ortaya koyduğu ve silahlı mücadelenin başlatılması için öne sürüdükleri, “Ülke çapında örgütlenmiş bir Parti, oldukça güçlü bir kızıl ordu, rejim içerisindeki klik savaşları, güçlü bir kitle temeli” şartlarının yarı-feodal, yarı-sömürge ülkelerde Kızıl Siyasi Üslerin kurulması için gerekli olan şartlar olduğunu ortaya koyarak, ülkemizde silahlı mücadelenin başlatılması gerektiğine sebep olan koşulları ortaya koymuştur.

Silahlı mücadelenin başından itibaren esas mücadele biçimi olmasını zorunlu kılan esas faktörler; ülkemizde süreğen olan faşizm ve bu faşizmin esas dayanağı olan feodal sınıfların varlığıdır.

Aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen ülkemizde demokrasi mücadelesinin dahi zor, baskı ve şiddetle bastırılmasının en temel olgusu faşizmin bu süreğen halidir. Dönem dönem demokrasi kırıntıları halka sunulsa da bu kırıntılar koşulların uygun olduğu en kısa zamanda daha fazla baskı ve şiddetle geri alınmaktadır. Bu durum egemen sınıfların ekonomik-siyasal ve askeri gücünün zayıflığı sonucu sürekli olarak, en küçük hak taleplerinden, sosyal ve ulusal kurtuluş taleplerine kadar her alanda karşı devrimci saldırılarına neden olmaktadır. Bu saldırılara karşı halk saflarından bir karşı şiddetin örgütlenmesi, bu saldırıların püskürtülmesi anlamında bir zorunluktur.

Diğer yandan henüz tam olarak tasfiye edilememiş bir sınıf olarak feodalizmin varlığı, aynı zamanda ülkemizin gelişiminin de dengesiz olmasına neden olmaktadır. Bu durum sadece ekonomik olarak değil, siyasi, askeri, kültürel gelişiminin toplamını ifade eder.

Ülkemiz gibi yarı-sömürge, yarı-feodal ülkelerde egemenler açısından bu durum belli bölgelerde (kırsal bölgelerde) bir zayıflığı tarif etmektedir. Emperyalizmin bu tür ülkelerde feodalizmi tasfiye etmemesinin en büyük dayanağı ülkenin burjuvazisinin gelişiminin önüne geçmesidir. Bu nedenle feodal sınıfların tasfiyesi de devrimin görevleri arasındadır. Bu öncelikli olarak demokratik devrim görevinin yerine getirilmesi ile mümkündür. Demokratik devrimin savaş stratejisi ise kırlardan şehirlere bir seyir izleyen Halk Savaşı Stratejisi’dir. Bunun için devrimin başından sonuna kadar silahlı mücadele yürütülmek zorundadır.

Bir yandan bahsi edilen faşizmin sürekliliği ve buna karşı mücadelenin zor yoluyla bir karşı koyuşu dayatması; diğer yandan iktidarın parça parça alınarak feodalizmin tasfiyesi ve adım adım burjuva feodal sistemin yıkılmasıyla, yerine halk iktidarının kurulmasının zorunluluğu; silahların başından sonuna kadar devrede olmasını koşullar. Silahlar bu devrim stratejisi boyunca bir yandan yıkmak, diğer yandan inşa etmek görevini yüklenir.

Temel mesele devrimin yolu ve çizgisidir. İktidarın parça parça alınması ve yerine yeni iktidarların (Kızıl Siyasi İktidarların) kurularak devrimin gerçekleştirilmesi zorunluluğu, faşizmin sürekliliğiyle birleşince ülkemizde silahlı mücadelenin koşullarının var olduğu ve bu olmadan da devrimin gelişim seyri gösteremeyeceği açıktır. Bununla birlikte bizim gibi ülkelerde Komünist Partisi de Halk Ordusu da bu mücadele içerisinde gelişip güçlenecektir.

Yeni Demokrasi'den alınmıştır.
agitmurat4 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 14.Haziran.2019, 14:50   #3
 
agitmurat4 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
agitmurat4
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 06.Ağustos.2018
Üye No: 55458
Bulunduğu yer: Türkiye Proleteryası
Mesajlar: 52
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
7 Mesajına 8 Teşekkür Aldı
Standart İbrahim Kaypakkaya Yoldaş ve 11 İlkesi – V | “Silahlı Mücadele Esas, Diğer Mücadele B

İbrahim Kaypakkaya Yoldaş ve 11 İlkesi – V | “Silahlı Mücadele Esas, Diğer Mücadele Biçimleri Talidir”



“Savaş; sınıflar, uluslar, devletler ya da politik gruplar arasındaki çelişkilerin belirli bir aşamaya geldiği zaman, bu çelişkilerin çözülmesi için girişilen en yüksek mücadele biçimidir…” (Mao Zedung, Askeri Yazılar, sf. 10, Eriş Yayınları)

Ülkemiz devrim stratejisini halk savaşı olarak belirleyen Kapakkaya yoldaş, buna uygun olarak hareket tarzını da silahlı mücadeleyi esas alarak söz ve eylem birliğiyle ortaya koymuştur. “Bir köylük bölgedeki yönetici yoldaşlara” isimli yazmış olduğu mektuptan da çok net anlaşıldığı gibi bütün konumlanmasını, parti önderliğinde yürütülecek olan silahlı mücadeleye göre örgütleme çabasında ve pratiğinde olmuştur.

Elbette Kaypakkaya yoldaşı böyle bir konumlanmaya götüren bir dizi temel etken vardır. Bunlar anlaşılmadan neden silahlı mücadele biçimini esas aldığı da anlaşılamaz. En başta gelen olgu ülkemizin yarı-sömürge, yarı-feodal yapısı ve bununla bağlantılı olarak faşizmin sürekliliğidir. Bu ikisinden ilki feodal üretim ilişkilerinden kaynaklı ülkenin dengesiz gelişimi ve egemen sınıfların güç dengelerine paralel ülkemiz kırlarının zayıf halka olmasıdır. Bununla beraber tamamlanması gereken, özü toprak devrimi olan Demokratik Devrim’in parça parça iktidar anlayışına paralel kızıl siyasi iktidar kurma zorunluluğunu yaratmasıdır. İkinci olgu ise faşizme karşı mücadelenin zor, yani şiddet olgusunu zorunlu kılmasıdır.

Bu iki olgu ülkemizde politikanın esas olarak silahlarla yani baştan sona savaş ile mümkün olduğuna işarettir. Silahlı mücadelenin esası olması zamanda politikanın silahlarla yaşama geçmesi demektir. Sınıflar arası mevcut çelişkilerin ülkemizde savaşı zorunlu kılması iktidar mücadelesinin de ancak silahlı mücadele ile yürütüleceği anlamına gelmektedir.

Bugün ülkemizde silahlı mücadele esastır derken; Halk Savaşı’nın, Stratejik Savunma aşamasında savaşın şekil almış hali olan gerilla savaşından bahsedildiği anlaşılmalıdır. Klasik tanımıyla köylü gerilla savaşı bugün ülkemiz devrim mücadelesinin ana hattını oluşturmaktadır. Gerilla savaşının gelişimi bir yandan partinin kendisini silahlı mücadele içerisinde örgütlemesi diğer yandan kızıl ordunun temellerinin atılması ve en nihayetinde kızıl siyasi iktidar mücadelesinin temelini oluşturmaktadır.

Bu bir yandan kendinden daha güçlü bir güce karşı silahların eleştirel gücünün pratik karşılığı iken diğer taraftan iktidarın parça parça alınması için gerekli olan koşuldur. Silahların yıkıcı olduğu kadar yapıcı yönü de bu mücadelenin “esas olmasını” zorunlu kılmaktadır.

Tüm bunlar elbette KP önderliğinde yürütülen bir mücadele biçimini tarif etmekte, KP’nin aynı zamanda bizim gibi ülkelerde savaşçı bir parti olmasına bağlı olarak değerlendirilmekte ve bu mücadele biçimi partinin politik yöneliminde esas hale gelmektedir.

Bu anlamda KP diğer bütün mücadele biçimlerini silahlı mücadelenin kurumsallaşması ve gelişimine hizmet edecek tarzda ele almak zorundadır. Konumlanmasından, kadro aktarımlarına, politik yöneliminden örgütlenme çalışmalarına devrim mücadelesinin bir dizi görevi bu alanın gelişimine endekslidir. Bugün “her şey sürekliliği sağlanmış gerilla mücadelesi için” söyleminin pratik karşılığı ancak ele alışın ve söz-eylem birliğinin uyumuna bağlıdır.

Ancak şu unutulmamalıdır ki, bugünkü koşullarda gerilla mücadelesine atıfla yapılan “Silahlı Mücadele Esastır” ilkesi stratejik denge ve stratejik saldırı aşamaları için de geçerli bir olgudur. Yani ülkemiz devrim mücadelesinin başından sonuna kadar geçerli olan bir ilkedir.

Tüm bunları söylerken diğer mücadele biçimlerini yok saymak değil, sadece tali olarak ele alınması ve silahlı mücadeleye hizmet edecek tarzda ele alınması gerektiği anlaşılmalıdır. Komünistler hiçbir mücadele biçimini reddetmezler ancak bu mücadele biçimleri içerisinde birisi esas halkayı oluşturmaktadır. Ki her çelişkinin kendine özgü çözüm yöntemleri vardır.
Yeni Demokrasi'den alınmıştır.
agitmurat4 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 14.Haziran.2019, 14:52   #4
 
agitmurat4 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
agitmurat4
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 06.Ağustos.2018
Üye No: 55458
Bulunduğu yer: Türkiye Proleteryası
Mesajlar: 52
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
7 Mesajına 8 Teşekkür Aldı
Standart İbrahim Kaypakkaya Yoldaş ve 11 İlkesi – VI | “Kendi Kuvvetlerine Güvenmek Esas, Mütt

İbrahim Kaypakkaya Yoldaş ve 11 İlkesi – VI | “Kendi Kuvvetlerine Güvenmek Esas, Müttefiklere Güvenmek Talidir”



Günümüzde sınıf mücadelesi esas olarak iki sınıf arasında, burjuvazi ve proletarya arasında sürmektedir. Komünist Partisi, bu savaşımda proletarya adına devrime önderlik ve öncülük edecek yegane örgüttür.

Her savaşın temel yasalarından bir tanesi inisiyatifin kimin elinde olduğudur. Bu başarmanın temellerindendir. Güçler dengesine bakılmaksızın inisiyatif bir kere kaybedildi mi başarının önü kapanmış demektir.

İki düşman arasında süren bu savaşımın ayrıca dost müttefikleri vardır. Her ülkenin sınıf mücadelesinin çelişkilerine bağlı olarak değişen bu müttefikler, devrimden çıkarı olan kesimler olarak tanımlanırlar. Ancak devrimden çıkarının olması aynı zamanda kendi çıkarları gereği egemen sınıflarla karşı karşıya gelmeyi, kendi politik yönelimini oluşturmayı zorunlu kılar. Bu politik yönelim kuşkusuz egemen sınıflar karşısında konumlanan katman, sınıf ya da kesimlerin rengini taşır. Proletaryanın rengini taşıyan ise Komünist Partisi’dir.

Komünist Partisi, sınıf mücadelesinde devrim cephesini genişletmek amacıyla bu katman, kesim ve tabakalarla çeşitli ittifaklar yapar. Ancak bu ittifaklara bir yandan kendi cephesini güçlendirmek, diğer yandan düşman cephesini zayıflatmak için başvurur. Mao yoldaşın yarı feodal, yarı sömürge ülkelerde birleşik cephe olarak formüle ettiği bu ittifak politikasının en temel kıstası ona kimin önderlik ettiğidir.

En demokratik taleplerin çözümünün dahi bir devrim sorunu olduğu bizim gibi yarı feodal, yarı sömürge ülkelerde devrim iddiasını kuşanan Komünist Partisi, tüm toplumsal çelişkilerin çözümü için bir görev yüklenmiş demektir. Bu anlamda ittifaklara neden olan çelişkilerin çözümünü de devrim sorunu olarak gören Komünist Partisi, bu ittifaklara kendi sınıf rengini vermediği oranda müttefiklerinin peşinden sürüklenen, kendi bağımsız politik yönelimini yitiren ve inisiyatifini kaybeden bir konumlanma içerisine girmiş demektir.

Bu nokta çok önemlidir. Zira kendi inisiyatifini kaybeden, bağımsızlığını koruyamayan bir Komünist Parti’nin devrim iddiası zayıflamış demektir. Nihayetinde sahip olduğu ideoloji gereği devrime önderlik edecek yegane örgüt Komünist Partisi’dir. Müttefiklerin çözüm yöntemi ise sonuna kadar devrimci bir özden ziyade, düzen içi çözümler ya da en iyi ihtimalle özünü küçük burjuvaziden alan yöntemler içerir.

Kendi gücüne güvenme ilkesinin temel sacayağı, taşıdığı iddiadır. Sınıfına, ideolojisine, ideolojinin yön verdiği politikaya ve bu politikayı hayata geçirecek örgütsel gücüne ama en başta devrim iddiasına sahip olmasıyla alakalıdır. Ancak bu sacayaklarına dair taşıdığı iddiası zayıf ise ittifaklar konusunda müttefiklere dayanma ilkesinin esas hale gelmesi kaçınılmaz olur ki bu devrim hedefinden bir sapmayı ifade eder.

Kaypakkaya yoldaşın da çok net olarak ifade ettiği gibi; “Marksist-Leninistler işçi-köylü ittifakını geliştirmeye çalışır, ona ağırlık verirler. (…) bu daha somut ifadesiyle şu demektir. Partinin ve ordunun inşasına birinci dereceden ağırlık verirler.” Bu yaklaşım esas olarak devrimi örgütleme anlamı taşımaktadır. Yani diğer bütün çalışmalar gibi ittifak politikası ve müttefiklerle ilişkilenmenin de temel halkası, devrimin örgütlenmesine hizmet etmek zorundadır. Bunun bugünkü somut karşılığı Halk Savaşının geliştirilmesi, güçlendirilmesi demektir.

Zira müttefiklerle ilişkilenme, daha doğru tanımla Cephe meselesi, Halk Savaşının verildiği ülkelerde devrimin Parti ve Ordu ile beraber üç silahından birisi olarak Mao yoldaş tarafından formüle edilmiştir. Ancak bu üçüncü silahın kullanımı da yine Komünist Parti’nin inisiyatifinde, onun politik önderliğinde olmak zorundadır. Aksi takdirde hedefte sapma olur.

Bunun tersi her yaklaşım sınıf mücadelesinde başka sınıf ve tabakaların peşinden sürüklenmeyi tarif eder ki devrimin öncü ve örgütlü gücü olması itibariyle Komünist Parti’nin konumlanmasına aykırı olan bu durum, devrimi örgütlemede kendi görevlerinden imtina etmek anlamına gelir.

Komünist Parti, tarihsel rolünü proletaryanın sınıf çıkarlarına uygun olarak yerine getirir. Konumlanmasını bu temelde ele alır. Buna hizmet edecek bir devrimci faaliyet göreviyle yükümlüdür. Buna gölge düşürecek her şey onun bu tarihsel rolünden uzaklaşması, öncü ve önder rolünü basitleştirmesi anlamına gelir.

O halde esas alınması gereken halka, Proletarya Partisi’nin savaşı geliştirme, savaş içerisinde kendisini, kendisiyle beraber kitleleri örgütlemesi olmak zorundadır. Bu anlamda devrimin üç silahından birisi olarak müttefiklerle ittifak sorunu öncelikle Parti ve ordunun inşası ile gerçek anlamını kazanır.
Yeni Demokrasi'den alınmıştır.
agitmurat4 isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 14.Haziran.2019, 17:17   #5
 
Zamantuhaf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Zamantuhaf
Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 10.Haziran.2019
Üye No: 55500
Mesajlar: 3
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
1 Mesajına 2 Teşekkür Aldı
Standart

Yoktur gardaş, yoktur.
Zamantuhaf isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 14.Haziran.2019, 17:24   #6
 
Zamantuhaf - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Zamantuhaf
Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 10.Haziran.2019
Üye No: 55500
Mesajlar: 3
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 0
1 Mesajına 2 Teşekkür Aldı
Standart

50 yıl önce yazılmış bu yazılara hemen itibar etmeyiniz. Edecekseniz de biraz sorgulayınız. Aklınız size süs olsun diye hediye edilmedi.
Zamantuhaf isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Çark Dönecek Çekiç Vuracak Sosyalist İktidar Kurulacak!
Saat...


Powered by vBulletin | Hosted by Linode.com