Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > KÜLTÜR & SANAT & BİLİM & EĞİTİM > Kültür

Kültür Diğer bölümlere uymayan konular


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi NAZIM HİKMET HAKKINDA AŞAĞIDAKİ ALINTIMI OKUYUP; DÜŞÜNDÜKLERİNİZİ ÖĞRENMEK İSTİYORUM.
Cevaplar
2
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
927
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 25.Mayıs.2017, 06:22   #1
 
İBO'CU - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
İBO'CU
HAY-MAT-LOS
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 27.Eylül.2007
Üye No: 2996
Bulunduğu yer: DÜNYANIN HER YERİ
Mesajlar: 5,832
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 2,187
2,017 Mesajına 5,160 Teşekkür Aldı
Standart NAZIM HİKMET HAKKINDA AŞAĞIDAKİ ALINTIMI OKUYUP; DÜŞÜNDÜKLERİNİZİ ÖĞRENMEK İSTİYORUM.

AŞAĞIDAKİ YAZIYI; İNTERNETTE DOLAŞIRKEN GÖRDÜM VE BENİM İÇİN; BİR ÇOK DOĞRU YÖNÜ İÇERİYORDU. ALIP BURAYA KOYDUM. FİKRİNİ YAZARAK KATKI SUNACAK OLAN; DOST, ARKADAŞ VE YOLDAŞLARIMA ŞİMDİDEN TEŞEKKÜR ETMEK İSTERİM.
=÷=÷=÷=÷=÷=÷=÷=÷=÷=÷÷=÷=÷=÷=÷=÷=÷=÷=÷=÷=÷=÷=÷=÷=
Nazım Hikmet’in Türk edebiyatı’na ve şiirine katkıları, şiiri’nin gücü tartışılmazdır.
Osmanlı dan kopulup cumhuriyet’e geçiş ve sonrası dönemde ki yaşamı boyunca, yüzyıla damgasını vurmuş biri olduğunu kimse yadsıyamaz. Özellikle özgürlük, demokrasi, emekten yana düsüncelerini siire aktarabilmiş, şiirinde yarattığı biçim ile hece ve aruz ölçülerinin dışına çıkıp, Serbest ama aynı zamanda biçimli yeni bir tür geliştiren şairlerdendir. Bu özellikler şairin olumlu taraflarıdır. Fakat tüm bu değerler halkın sanatını yapması gereken bir ozan için daha doğrusu Nazım için yeterli midir diye sorulacak olduğunda, ne yazık ki net bir “evet” cevabı bulunamamaktadır ve verilememektedir. Bu boşluk veya çelişki etkisinin, Nazım’ın Türkiye de yaşadığı dönemdeki gelişmeleri doğru biçimde analiz edemediğinin bir göstergesidir.
Uluslar mozaiği olan Anadoluya küçük burjuva milliyetçisi bir yaklaşımla bakmanın çokta ötesine geçememiştir.
Gerçeği tam olarak olmasa da gerçeğe yakın bir değer de görmesi ancak yaşadığı ve birkaç kez ayrılmak zorunda kaldığı ülkesinden sonraki son sürgün yıllarına denk gelmiştir. Bu bile yeterli değildir.

1950 yılında vatandaşlıktan çıkarılıncaya kadar olan süreçte Nazım Hikmet’in “yurtseverlik” ve “milliyetçilik” duyguları arasında derin bağlar görülmektedir. Oysa ki sınıflar arasında ki savaşım içinde olan ve ezilenlerin safında yer alan birinin yurtseverlik ve milliyetçilik arasındaki ayrışımı yapmış olması gerekir.

Yurtseverlik mi Nasyonalizm mi?

Nazım Hikmet küçük burjuva milliyetçisi bakış açısının da ötesine gidebilmiş ve nasyonalist bir yön bile katabilmiştir şiirine.

"Oğul;
bakmaz isem ben sana
haram olsun Türklük bana
işte ana gidiyoruz
vatan için ölmeye
gidiyorum öleceğim
dönmeyeceğim geriye“

diyen; Nazım Hikmet’in gençlik dönemlerinde milliyetçi bir bakış açısı ile dünyaya ve Türkiyeye nasıl baktığı açık seçik görülmektedir. Ona göre Türklük vatanı için ölmek olurken Çanakkale’de, Sarıkamış’ta, Antep’te, Adana’da ölenlerin hepsi de bu kimlik içindedir. Bu ruh hali ile şiire başlayan Nazım sonra ki dönemlerde de şiirlerinde bu karmaşık duygularını bir arada sergilemiştir.

"Uzak Asyadan gelip,
Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim“

derken bu toprakların sahiplerini ötelemiş , “uzak asyadan” gelmeyen ama bu topraklarda yüz yıllardan beridir yaşayan halkları bu toprakların sahibi olmaktan çıkartmıştır. Ona göre bu “memleket’in” sahibi olmak “uzak asya” dan gelmekle esdeğerdir.

Davet şiirindeki

“bu cehennem, bu cennet” tanımlaması; el kapılarının kapanmasına ve insanın insana kulluğuna son vermeye çağrı olan “bu davet”, özgürce ve kardeşçe bir yaşamın özlemini aktaran “bu hasret” bile Nazım Hikmet’in „uzak asyadan gelen“ bu haykırışını bastıramamaktadır. Nazım bir yandan Anadolunun emperyalizme kapıların kapatılmasını isterken öbür taraftan “uzak asya”, “milliyetciligi”ne övgüler dizmektedir.

Anadolunun dış güçler tarafından işgal edilmesine karşı verilen halk mücadelesi sonrasında iktidara gelen;
asker-burjuva kökenli yeni sömürü düzenini, ülkenin biricik kurtuluş yolu olarak görmüş ve yönetenlerini adeta kutsamıştır. Oysa gerçekte bu mücadele askeri bir başarı değil halkın dış güçlere karşı verdiği ve kazandığı bir mücadeledir. Asker ve milli burjuvazinin doğru dürüst bir emek harcamadan halkın yarattığı bu yeni değeri sahiplenmesinin, sömürmesinin savunulacak, övünülecek yanı yoktur.

Doğu da Rus Devrimi ile Çarlık Rusya’sının yıkılması ile Ruslar geri çekilmiş, Doğu cephesine giden binlerce asker tek bir kursun bile atamadan soğuğa ve hastalığa yenik düşerek ölmüştür. Erzincan / Kemah’a kadar olan güzergahta Zazaların direnişinden başka kayda değer ciddi birşey olmamıştır.

Erzincan, Seyit Rıza önderliğindeki Dersim aşiretleri tarafından kurtarılmış ve Ruslar Erzuruma kadar geri çektirilmiştir.

Yine İngiliz ve Fransızlara karşı verilen mücadelelerde de askerin değil halkın önderliği söz konusudur.

Burjuvalaşan Sarışın Kurt;

Nazım Hikmet Kurtuluş Savaşı Destanın da ;

"Dağlarda tek tek
Ateşler yanıyordu.
…
Birden bire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saati sordu.
Paşalar `üç’ dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun kenarına kadar,
Eğildi durdu…
Bıraksalar,
İnce uzun bacakları üstünde yaylanarak
Ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı.“ yazar.

Sarışın kurt’un yücelikleri sıralanmakta ve bitmek bilmemektedir.

“Gözleri çakmak çakmak, çakmakta olan ve, ince uzun bacakları üstünde yaylanarak Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacak olan” bu, sarışın kurt Nazımın yoldaş dediği Mustafa Suphi ve ondört arkadaşını Trabzon’a hileler ile getirten ve Karadeniz de onları linç ettirerek boğdurtan kurt’a ne kadar da benzemektedir oysa…

Afyon Ovasına atlamaya hazır olan, sarışın kurt, birkaç yıl sonra Türkiye’nin ilk Sosyalist çekirdeği’nin yok edilmesine ışık yakmış ve bunu başarmıştır.

Burjuvazi’nin daha yeni yeni palazlanırken yaptığı bu katliam, sosyalistlerin, ilericilerin, aydınların burjuvazi’ye karşı tutumu için dönüm noktası olmuştur. Nazım Hikmet daha önce yaptığı övgüleri bırakmış, Mustafa Suphi ve arkadaşları için kaleme aldığı bir şiirde yanılgısını gidermeye çalışmıştır. Ona göre; “burjuva”laşan “sarışın kurt” iktidarını güçlendirmek için “ulumaya” başlamıştır artık:

“Trabzon’da bir motor açılıyor
Sa-hil-de-ka-la-ba-lık
Motoru taşlıyorlar
Son perdeye başlıyorlar!
Burjuva, Kemal’in omzuna binmiş
…
Yoldaş unutma bunu
Burjuvazi ne zaman aldatsa bizi
Böyle haykırır
Hav..Hav…Hak..Tu”

Sipariş üzerine yazılan Şiir

Bir kaç sene öncesine, geriye dönecek olursak; 1920 de 3 gün içinde Vala Nureddin ile birlikte, Ankara hükümeti tarafından sipariş edilen bir şiir yazarak, İstanbul gençliğini milli mücadeleye çağıranda yine, Nazım Hikmettir. Asker-burjuva önderliğinde ki hükümeti kurtuluş ışığı olarak görmüş ve bu mücadele için de asker olarak savaşmak istediğini belirtse de ögretmen olarak Bolu’ya gönderilmiş ve onların yanında yer aldığını bu talebiyle göstermiştir.

“Gel ey imanlı gençlik, gel ey beklenen gençlik
Gel ki Anadolu’da senin bükülmez, çelik
İmanına, azmine ümit bağlayanlar var.
…..
O satılmış vezire, o satılmış hünkâra
O satılmış kullara siz de mi katıldınız?
Siz de mi satıldınız, siz de mi satıldınız?” dizilerini yazarken yıl 1920 dir. 1925 te ise şiirler yazdığı bu kadroların namluları kendisine doğrulmuştur, bunun etkisiyle, Nazim ikinci kez Moskovaya gitmek durumunda kalmıştır.

Nazim Hikmet beş yıl öncesin de vezirlerin satılmışlığına vurgu yaparken kendisinin de birgün vezirlerin yerine geçenler tarafından “satılacağını” görememistir. Nazım, Umut bağladığı bu yolda, mücadele ettiği hayalleri yıkılmış, kullanıldıktan sonra bir kenara atılmıştır.

Sonra ki yıllarda Mustafa Kemal’e suçsuz olduğunu ve bırakılmasını istediği ama yanıt bulamadığı bir mektupta yazacaktır.

Nazım’ın Yaşadığı Coğrafyasının, dışındaki Evrenselliği
Nazim Hikmet’in “uzak asya” dan gelen bakış açısını yukarıda irdelemeye çalışmıştım. Adeta at gözlükleri ile bakan bu bakış açısında Kürtler, Zazalar, Ermeniler, Araplar ve diğerlerini yine inancsal yönüyle de Alevileri, Süryanileri, Ortodoksları ve diğerlerini de görememekteyiz.

Nazım Hikmet’in Sınıfsal bir duruşa sahip olduğunu düşünenler, Nazım’ın Olaylara bu açıdan bak(amadığı veya maya çalıştığı)tığını dolayısıyla da etnik ve inançsal temelde yaklaşmamış olmasının normal olduğunu ileri sürenlerdir.

İlerici bir duruş ve ahlakla bağdaşmadığını görmeleri gerekmektedir. Bırakalım sıradan bir demokrat bile bu tür olaylarda net olmalıdır.

Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını savunamayan biri sosyalist olabilir mi?

Başka uluslardan ve inançlardan insanların kendi coğrafyasında katledilmesine, yok edilmesine seyirci kalan biri ne sosyalist ne de aydın – ilerici olabilir. Nâzım Hikmet yaşadığı topraklarda öldürülen, katledilen Kürtler, Zazalar, Ermeniler, Aleviler, Süryaniler… için kaç şiir yazmıştır da halkın şairi olsun?

Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarını gören ozan duyarlılığını Koçgiri, Dersim gibi onbinlerce insanın katledilmesinde görememekteyiz ne yazik ki.

"Hiroşima’da öleli
oluyor bir on yıl kadar.
Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.“

„Ben Asyalıyım , ben Afrikalıyım“ diyen Nazım’ın ben Zilanlıyım, ben Koçgiriliyim, ben Dersimliyim demesini de beklemek gayet normaldir fakat gerçekleşmeyen beklentilerdir.

Dersim de, Kocgiri de öldürülen binlerce insan ile Hirosoma da, Nagazaki de öldürülenler arasında hiç bir fark yoktur. Che ‘nin dediği gibi, “dünyanın neresinde haksız bir tokat patlarsa sızısını kendi yanağında duyandır” düşüncesine ve pratiğine sahip olmak gerekir. Aksi halde bu başkaları yapınca kötüdür, kötülenmelidir, bizimkiler yapınca sessiz kalalım anlayışının dışa vurumundan baska bir anlam ifade etmemektedir.

Nazım Asya da, Afrikada ki atılan tokatları görebilmiş ama yurdunda atılmış tokatları görememiştir.

Orak-Çekici Çıkarılmış Avninin Atları

Nazim Hikmet’in Musta Suphi ve yoldaşları hakkında yazdığı 28 Kanunisani şiirinin üzerinden yaklaşık otuz yıl geçmiştir. Nazim bu sefer Avninin atları şiiriyle “Kuvayi Milliye” ruhunu çağırmaktadır. Nazim Hikmet 1958 de yazdığı Avni’nin Atları ile tekrar bir ruh karmaşasını da beraberinde getirmiştir.

“Bu atlar Avni’nin atları
Kuvayi Milliye atları
kara yamçı altında ak sağrı dolgun
titrer burun kanatları,
bu atlar Avni’nin atları
Kuvayi Milliye gelecek yine,
şahin atlar aşarak yeli
çiğneyecek gavuru da, Anzavur’u da.
Kuvayi Milliye gelecek yine
hem bu sefer ayyıldızlı bayrağı da orak – çekiçli…”

Sonrasında ise ” orak-çekiç” sözlerini çıkarır şiirinden. Can Dündar’ın Avni Arbaş ile 2003 yılında yaptığı ropörtajdan okuyalım:

A. Arbaş ve Nazım 1958’de Paris’te Abidin Dino aracılığıyla bir araya gelmişlerdi.
…
Röportajda o son buluşmaya dair çok ilginç bir ayrıntı anlatmıştı Arbaş…
Eve gittiklerinde “Şu şiiri çıkarır mısın” demişti Nazım…
Aradığı şiir, “Avni’nin Atları” idi.
Mektubu bulup getirdi Arbaş…

Nazım yüksek sesle okudu şiiri ve bir mısrada gelip durdu:
Kuvayi Milliye gelecek yine/ hem bu sefer ayyıldızlı bayrağı da orak – çekiçli…”
“Şimdi şu ‘orak – çekiçli’yi sil” dedi şair…
“Ben silemem, al sen yaz” dedi ressam ve kalemi uzattı.
Nazım kalemi alıp çizdiği o mısraın yerine şöyle yazdı:
Kuvayi Milliye gelecek yine/ hem bu sefer ayyıldızlı bayrağı da ışık içinde…”

Ropörtajda ayrıca Nazım’ın Arbas´a:“ Keşke onbeş yılımı orada geçirmeseydim“ dediğini de okuyoruz.

Büyük Bir Ciddiyetle Yaşamak

„yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın“

Nazım politik olarak olarak netleşememiş, sosyalizm ile bütünleşememiş, geçen bunca zamanda kendisine gerekli olan dersleri alamamıştır.

Şiirleri seyahatleri gibi gidişli gelişlidir. Adeta yalpalayarak, zik-zaklar çizerek yoluna devam etmiştir.
Herkesin kendi Nazım’ını yarattığı bir durumda bardağın su ile dolu olan kısmından ibaret olmadığını, boş olan tarafına da bakılması gerektiğini göstermeye çalıştım sadece.

Metin KAHRAMAN

Subat 2008

Yararlanilan Kaynaklar:
İlk Şiirler
Bir Bahriyelinin Ağzından
Kuvâyi Milliye Destani- Beşinci Bap
Kuvâyi Milliye Destani- Sekizinci Bap
Davet
Vatana
28 Kânunusani
Avni’nin Atları
Asya-Afrika Yazarlarına
Kiz Cocugu
Ağa Camii
Avni Arbaşla Ropörtaj – Can Dündar 2003
Yaşamaya Dair 1-2-3
Bu Dünyadan Nâzım Geçti

https://kirmanc.wordpress.com/nazim-...-bir-yaklasim/ ALINTILANMISTIR.


______________________________________________________

TAA SPARTAKÜSTEN BİZE MİRAS KALAN; BİR SEVDA UĞRUNADIR.
DAĞLARIN DORUKLARINDA TÜKETİLEN ZAMAN.
DAYAMIŞ OMUZUNA SİLAHI, BİLİNMEZ NE DÜŞÜNÜR,
KİMBİLİR NERESİNDE SEVDANIN,
SEVİŞİRKEN GÖZLERİ ÇOBAN YILDIZIYLA;
HENÜZ NAMLUSU SOĞUMAMIŞ,
NÖBETÇİ PARTİZAN.

İBO'CU isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
İBO'CU Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 26.Mayıs.2017, 01:09   #2
 
Komüncü - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Komüncü
Komün
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 30.Ağustos.2013
Üye No: 47440
Mesajlar: 1,334
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 3,704
859 Mesajına 2,300 Teşekkür Aldı
Standart

İBO'CU yoldaşım. Bir zamanlar paylaşmış olduğun bu yazının aşağı yukarı aynısını burada yazmıştım. O zaman tepki verenler çok olmuştu. Komünist şair için nasıl böyle yazarsından tut kabadayılık yapanlara kadar çeşitli tepkiler geldi. Sağ olasın o zamanda senden destek gelmişti. Yazdıklarıma olumsuz tepki verenlerin hiç birisi ne yazık ki, gerçek neyse onu anlama gibi bir tavırları olmadı. Böyle olunca adil olmak yerine yanlı davranmışlardı.

Şimdi dönelim senin astığın yazıya. N.hikmet hiçbir zaman koçgiri için,dersim için veya katledilen diğer azınlıklar için şiir yazamaz. Çünkü Bu meseleler aklına bile gelmez. Neden aklına gelmeyeceğinin cevabı bu konuyu açıklığa kavuşturur. N.hikmetin ve tkp nin aklındakini belirleyen sbkp olduktan sonra nazım veya tkp nin bu konuyu gündeme almasını beklemek saflık olur. Tkp ilk kurulduğu günden beri ipleri sbkp ni elindeydi. Sbkp si dış polikada yamulup faşiste faşist diyemeyip ilişki geliştirince haliyle tkp de faşiste faşist diyememiştir. Diyemediği gibi bu konuda sbkp nin yamuk dış politikası neyse tkp nin politikasıda buna uygun olmak durumunda kalmış.
Kendi politik hattı olmayıp sbkp nin azının içine bakan bir siyasi hareketten bu mevzularda dik bir duruş göstermesini beklemek için çok saf olmak lazım.
Ama şunuda söyleme gereği hissediyorum sbkp tc yi sadece 1920-1921 yılları arasında yaptığı yardımlarla kurtarmadı. Sbkp nin tc ye yardımı 1980 öncesinde ve sonrasında da sürdü. Eğer sbkp burada devrim yapılmasını isteseydi devrim yapılırdı. Eğer sbkp isteseydi tkp sadece yığın örgütü değil savaş örgütü olurdu. Hatta önder parti durumuna getirirlerdi. Sbkp dış politikasında türkiyede bir devrim yoktu. Ama türkiyede kendilerine bağlı bir parti vardı.
Bana sorarsan tkp'nin ilk kuruluşundan her şey yanlış başladığı için sonrasında da her şey yanlış gitmiş.
Sbkp nin türkiye ile ilgili yanlış politikası ve her şeye talihsiz bir şekilde yanlış başlamış olan tkp nin istedikleini sbkp den almak gibi bir dertlerinin olmaması, içlerinden önder çıkmaması ve bu nedenle yol açacak politik hat belirleyecek birinin bulunmaması, ilk kurulduğu günden itibaren yanlış başlangıcı ve sonrasındaki iradesizliği mahkum edememiş olmaları bir yığın partisini bir başka partinin güdümünde hareket eder hale getirmiş.

Yukarıda sıraladığım nedenler yüzünden nazım, m.kemale mavi gözlü dev diye şiir yazar. Mehmetçik falan diye şiir yazar. Hiroşima ve nagazaki için şiir yazar. Ama sbkp nin ve kendi partisinin desteklediği alçaklar, koçgiri ve dersim de katiam yaptımı şiir yazamaz...
Akıl bir anahtarsa ve aynı anahtarı kullanıyorsak, aynı kapıyı açarız. Akıl ve irade teslim edilmişse eğer elinde hiçbir kapıyı açacak anahtar yoktur.
______________________________________________________
BİLMEZ İNSAN KADRİNİ ALEMDE İNSAN OLMAYAN.
Komüncü isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Komüncü Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 26.Mayıs.2017, 02:51   #3
 
H.Doludizgin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
H.Doludizgin
Komün
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 13.Ekim.2014
Üye No: 51273
Mesajlar: 780
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 416
413 Mesajına 791 Teşekkür Aldı
Standart

Merhaba Ibocu
Bazi Dersimli cocuklarda ******* icin agladi ve ici icini yedi cünkü O artik yasamiyordu ama yoksulluk ve sorunlar da bitmiyordu. O, araniyordu...
Daha sonra Deniz ve arkasindan da Mahir ve en sonunda da dersime Ibo gelince olan oldu ve o bazi dersimli cocuklar yine Mustafa kemal`e siir yazdilar.
Basi gec ama sonunda su tekerleme ile
"Atam sen kalk ben yatam,
Agzina leblebi Atam" deyi verdiler.
Devrimciler isiktirlar ve Dersimli cocuklarin beyin ve yüreklerini karartmak isteyen o günün TKP`sine adeta meydan okuyan Deniz, Mahir ve ibrahim hic görmedikleri o dersimli cocuklara bunu söyletecek kadar etkilemislerdi.
N.Hikmette bir sairdir ve kökeni Saraya dayanir ve cevresinde de kücükburjuvalar cirit atar ve o dönemin TKP`sine gönül veren Nazim`dan böylesi siirleri beklemek ve okumak elbette normaldir ama sonradan da uyanmistir ve M.Kemal`i elestiren siirleri elbetteki sinifa dairdir....
H.Doludizgin isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Çark Dönecek Çekiç Vuracak Sosyalist İktidar Kurulacak!
Saat...


Powered by vBulletin | Hosted by Linode.com