Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SF-Kütüphane > Kitap Özetleri ve Notlar > Teorik Kitap Özetleri


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi MEHMET ALİ KILIÇBAY: BİZ ZATEN AVRUPALIYIZ
Cevaplar
2
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
1883
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 26.Temmuz.2014, 02:41   #1
 
ehrenburg - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ehrenburg
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 17.Mayıs.2010
Üye No: 29406
Mesajlar: 787
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 1,515
391 Mesajına 969 Teşekkür Aldı
Standart MEHMET ALİ KILIÇBAY: BİZ ZATEN AVRUPALIYIZ

MEHMET ALİ KILIÇBAY, "BİZ ZATEN AVRUPALIYIZ", İMGE KİTAPEVİ, ANKARA, 2005, 2.BASKI
[299 sayfa]

NOTLAR

Osmanlı, doğunun batısı değil, batının doğusudur. Osmanlı Avrupa'ya aittir.
1)Hristiyanlık zaten doğuya ait bir değerdir. Hristiyanlık Roma'ya, uzun süren savaşlar neticesinde ulaşabilmiştir. Dolayısıyla İslamiyet Hristiyanlığa aykırı değildir; temel referans noktaları aynıdır.
2)Osmanlı*********nın tek İslam/Doğu komşusu İran*********dır. Başka da doğulu komşusu yoktur.
3)Osmanlı*********nın doğu topraklarına (Fars, Arap) hakimiyeti fiktif, oldukça gevşektir. Buralarda tımar sistemi bile uygulanmaz, sadece yılda bir vergi alınırdı. Yine Osmanlı bürokratları içerisinde birçok Sırp, Ermeni, Rum, Bulgar vb varken doğu asıllı bürokrat ya da yeniçeri bile neredeyse hiç yoktur. Yani Osmanlı, doğu topraklarını tam olarak kendisinin görmemiştir.
4)Anadolu ve Balkanlar ciddi oranda türdeştir. Mimaride Osmanlı evleri ve camileri Bosna*********da, Priştine*********de, Tiran*********da aynıdır. Ancak bu mimari ne Şam*********da ne de Cezayir*********de vardır. Kılık kıyafetler; yani şalvar, yemeni, fes de yine Balkan kökenlidir. Bu kıyafet biçimi, Faslı birinin entarisinden, poşusundan farklıdır. Osmanlı*********ya ait iki büyük tarikat yani Mevlevilik ve Bektaşilik Anadolu ve Balkanlar*********da yayılmışken, Arap coğrafyasında esamisi bile okunmaz.
Tüm bu bağlamlara göre şurası kesindir ki Osmanlı Avrupalıdır. Ancak Batılı değildir. Zira Batı, bir yön, coğrafya terimi değil, bir uygarlık biçimidir. Osmanlı, gerileme dönemiyle birlikte giderek doğululaşmıştır. Benzer şekilde Rusya, Bulgaristan ve Romanya*********da Avrupa*********da ama batılı değildirler. Batı, doğu kültürünü tashih ederek, siyasal alanı inşa ederek, bir dizi ekonomik, demokratik dönüşümle batı olmuştur. Osmanlı, batının yaşadığı sıkıntıları, devrimsel dönüşümleri, alt-üst oluşları yaşamadan; siyasal, yasal dönüşümlerle yani geri kalmışlık refleksleriyle batılı olmak istemiş ama başaramamıştır.

Avrupa*********nın batılılaşması: Esas zemin feodalitedir. İktidarın atomize olması, kentlerde özerk bir alan yaratıyordu. Yine aynı parçalılık, dinin otoritesini de zayıflatıyordu. Bu şartlar sayesinde burjuvazi ortaya çıkabildi. Yoksa Osmanlı*********da da tüccar, sanayici vb haylice vardı ama bunlar, siyasal otoriteye bağımlıydılar. Doğuda otorite monolitikti ve insan yaşamının tümüne nüfuz ediyordu. Avrupa*********da ise burjuvazi, iktidarın parçalılığını, bunun yarattığı özerkliği kullanarak iktidara geldi. Bu, iki farklı şekilde gelişti; Fransız ve İngiliz yolu********* İngilizler, ekonomi yoluyla toplumu sömürgeleştirip değişime zorladı. Eski İngiliz sömürgeleri Pakistan, Hindistan, Endonezya bu ekonomik/monolitik anlayış sebebiyle bugün iç savaşlardan kurtulamıyor. Fransa ise kültür yoluyla egemenliğini pekiştirdi. Bu ise daha demokratik/çoğulcu bir yapı meydana getirdi.

Uygarlık olarak Çin ve Hint uygarlıkları çok önemlidir. Hemen civardaki Japon, Kore, Endonezya bunların türevi olarak meydana geldi. Doğu uygarlığı ise Mezopotamya ve Mısır ile İran dolayımıyla ulaşan Hint uygarlığının katkılarıyla meydana gelmiştir. Hristiyanlık, Musevilik, İslamiyet bu topraklara özgüdür. İşte bu kültür, zaman içerisinde Roma*********ya ulaşıp yerleşmiştir. Bugün bizim batı dediğimiz şey aslında doğunun devamı, aşılmış, tekâmüle uğramış halidir. Doğunun her şeye egemen devleti batıda feodaliteye dönüşmüş; buradan da ulus devlete geçilmiştir. Şimdilerde ise ulus ötesi (AB) bir yapıya bürünmektedir. Yine her şeye egemen din, laiklik temlinde aşılmış, cemaat kültürü yenilerek birey ortaya çıkarılmıştır. Ekonomi de cemaatlerin elinden alınmış, kapitalizm ve demokratikleşmeyle aşılmıştır. Bugün Türkiye*********de de doğunun bu donuklaşmış kalıplarını aşma mücadelesi vardır. Batının temel farkı ise, kültürünü dayatmasıdır*********

Bazılarına göre Batı, yozlaşmış dejenere bir kültürü, doğu ise benzersiz, özgün bir kültürdür. Örneğin Türkiye*********de Refah Partisi seçim çalışmalarında *********adil düzen*********den bahsediyor. Oysa bu fikri ilk ortaya atan Aziz Agustinus ve Aziz Tommasa*********dır. Yine Refah Partisi, çok hukukluluktan yani her cemaatin kendi hukukunu uygulamasından, bunun da doğuya özgü (Osmanlı örnek alınıyor) bir uygulama olduğundan bahsediyor. Oysa Yunanlılarda her kentin bir hukuku ve her sınıfında ayrı bir hukuku bulunuyordu. Avrupa*********da da aynı durum vardı. İşte bu süreç, cemaat kültürünün aşılması ve yerini cumhuriyetin almasıyla sona ermiştir. Cumhuriyet, bir yandan herkesi birey, bireyleri de vatandaş konumuna getirmiştir. Bugün doğululaşmayı savunanlar ise güya taklitçiliğe karşı çıkarken, tamamen Arap kültürünü taklit etmektedirler.

İsviçre, 1291 Uri, Schwyz ve Unterwald*********ın birleşmesiyle kuruldu (sonradan 13 kantona ulaştı). 1499 Bâle Anlaşmasıyla Roma-Germen İmparatorluğu resmen bu ülkeyi tanıdı. Böylece 4 dilli, 3 dinli ilk ulus devlet kuruldu. Hollanda ise Frizan, *****n, Frank ve Keltler tarafından kuruldu. Demek ki ulus için dil, din, ırk vb birliği gerekmez. Ulusu ortaya çıkaran şey kapitalizmdir. Zira kapitalizm için iki şey temeldir; pazar ve hammadde. Bu ise pazarları iç içe geçirip birleştirmeyi zorunlu hale getirir. Pazarların *********ulusal pazar********* çerçevesinde birleştirilmesi ise ulusu meydana getirir.
Batı, kapitalizmi dayatınca, buna maruz kalan ülkelerde milliyetçilikler türemiş ve ulus değil, *********ulusal devletler********* meydana gelmiştir. Bunlar siyaset, ideoloji ve dayatmayla ulus inşa etmek istemişlerdir. Yugoslavya*********nın parçalanmasının sebebi farklı etnisite değil, Slovenya ile Makedonya arasındaki gelir uçurumudur. Oysa İsviçre, 700 yıldır ayrılıkçı bir hareketle karşılaşmamıştır.
Demek ki Türk ulusu Ergenekon*********da meydana gelmemiştir; henüz inşa sürecindedir*********

Türk ırkçıları, kendilerinden aşağı ırkların da olduğunu kabul edince, aslında zımnen kendilerinden üstün ırkların da olduğunu kabul etmiş oluyorlar. Suudi Arabistan*********da, Türk mahkûmların idamı gündeme geldiğinde herkes sokaklara dökülürken, aynı gün idam edilen Pakistanlılar için kimse bir şey söylemiyor.

Rönesans döneminde de aydın ve sanatçılar, hükümetler ve soylular tarafından himaye edilmişlerdir. Çünkü o dönem egemenlik göstergelerinden biri de toprak, para, kadına ek olarak bu himaye ilişkisidir. Ancak bu ilişki, entelektüelin de ortaya çıkmasını engellemiştir. Kapitalizm, himaye ilişkisini değiştirip, pazar-meta-müşteri ilişkisini meydana getirince, entelektüelin de koşulları oluşmuştur. Çünkü entelektüel, kendi düşünsel ürünlerini satarak bağımsızlaşabilir*********

Osmanlı*********da sınıflaşma, ekonomi değil, siyaset belirlenimlidir. Osmanlı sınıflarını padişah/saray, seyfiye, ilmiye ve reayadan meydana gelmiştir. Aydınlar da doğal olarak devlet sınıfları içinden türemiştir ve onun ihtiyaçlarını gözeterek davranmıştır.
Türkiye aydını, üretimi küçümsediği için felsefi çabanın içinde bulunmaz. Onun için aslolan eylemdir. O, batılı aydının geliştirdiği doktrini hemen benimser ve kısa sürede eyleme geçer. Bu sebeple o, Marksist değil Marksçı, Liberalist değil Liberalcidir.

Cemaat kimlik üretmez, aksine yok eder. Rönesans sonrası insanlar, *********ben evrensel insanım********* yani bireyim dediği anda ulus meydana gelmiştir. O güne kadar şehir devletleri ve imparatorluk reayası olan halk, nihayet millet olabilmiştir. Toplumu kuran benzerlikler değil, benzemezliklerdir.

Herkes *********bilgi-çağı*********ndan bahsediyor ancak bu, ciddi bir totalitarizm riski barındırıyor. Çünkü, bilgiyi egemenler üretiyor. Bu bilgiyi de ideolojik olarak işleyip bu şekilde sunuyorlar. Halk ise bunu mutlak doğru bilgi sanıyor. Sonuçta, her konuda egemenlerin istediği şeyleri düşünen bir toplum yaratılıyor.

İnsanlar, *********boş zamanlarında********* kitap okuyor, çünkü okumayı bir eğlence, hoşça vakit geçirme aracı olarak görüyor. Oysa okumanın kendisi bir zahmettir, emek gerektirir ve bu sebeple değerlidir. Okumak bir eğlence olunca, ondan sıkılmak ve daha eğlenceli araçlara yönelmek de olağan oluyor. Bu sebepledir ki insanlar, *********neden okumuyorsunuz********* sorununa *********sıkılıyoruz da ondan********* diye cevap veriyorlar.

Hiçbir kötü icracıya yumurta atılmadığı için ve halk, önüne sunulan her şeyi beğenebilir bir eğitimsizlikte bulunduğu için iyi sançtı çıkmıyor Türkiye*********de. Sanatın kendisi değil, onun skandalları konuşuluyor.

Konuşan Türkiye Sloganı: Türkiye konuşamaz, çünkü okumuyor. Okumuyor, çünkü her şeyi ailede ve okulda öğreniyor. Eğitim sistemimiz, tamamlanmış, kemale ermiş bilgiler yığınını ezberlettiğini sanıyor; öğretilenden şüphe etmek öğretilmiyor. İkinci olarak toplum cemaatlere bölünmüş durumda ve her cemaatin değişmez doğruları olur. Cemaatler arası tartışma ise neticede kavga ve düşmanlaşma ile sonuçlanır. Ayrıca Türkçe, felsefe yapmak için de müsait değildir. Zira 13.yy*********dan itibaren felsefeden kaçış başlamıştır ve böylece dile zenginlik katacak kaynak kurutulmuştur.

İnsan üreten bir varlıktır; diğer canlılardan temel ayrım noktası budur. Üretici olmasından kaynaklı, kendine özgü bir doğa yaratmıştır. Dünyaya bu şekilde bir insan müdahalesi olmasaydı, doğal şartlarda en fazla 10 milyon insan yaşayabilirdi. İnsan evvela yenilebilir olmaktan kurtulmuş, ardından, kendi yediği şeylerin sayısını hızla artırmıştır. Doğada, milyonlarca koyuna karşılık birkaç yüz gergedan kalmasının sebebi budur. Bu sebeple teknolojinin salt bir yönüne (nükleer) değil, tüketici boyutunun tamamına itiraz edilmelidir.

İstanbul*********un fethi için dinciler büyük bir başarı diyor ve bunu İslam adına kutsuyor. Oysa; 1)Bizans/İstanbul, daha önceden de ele geçirilmişti. Haçlılar bu işi çok daha önce ve çok daha az askerle (33 bin asker) yapmışlardır. Üstelik Bizans o dönemler çok daha güçlüydü. Osmanlılar ise 15 bin Bizans askerine karşılık 150 bin askerle kuşatma yapmıştır.
2)Bizans ordusunda Türkler (şehzade Orhan*********ın 600 askeri) ve Osmanlı ordusunda Hristiyanlar (Rumlar, Ulahlar, Macarlar) vardır. Zaten Osmanlı toplarını da Macar asıllı Urban döktürmüştür.

Kentler, büyük tarihsel/ekonomik dönüşümlerin sonucunda ortaya çıkar. Kapitalizme geç girmiş ülkeler ise kenti inşa etmek yerine köyleri büyütmüşlerdir. Bunun sebebi, kapitalizme gerekli sermayeyi yaratmak için iç pazarın oluşturulması gereğidir. Köylüler, kendi kendine yetebilen unsurlardır. İşte bu kesim şehirlere göç ettirilerek bir yandan proleterleştirilmiş, diğer yandan müşterileştirilmiştir. Ve sonuçta nüfusu 1950*********de 1 milyonken bugün 15 milyona varan bir kitle meydana gelmiştir (tıpkı Bombay, Kalküta, Kahire, Mexico City gibi). Burada yığılan halk ise kentlileşmemiş, köylü bilincini merkeze taşımıştır. Bu da bugünkü siyasal yapımızı meydana getirmiştir.

Mafya yer altı kapitalizmidir. Kapitalist gelişmenin, arkaik devlet anlayışıyla karşılaştığı yerlerde ortaya çıkar. Toprakların tamamının devlete ait olduğu Türkiye*********de arazi mafyasının ortaya çıkması olağandır. Ha keza hukukun yavaş işlediği yerlerde çek-senet mafyasının, bankalar üzerindeki tahakkümün tefecileri ortaya çıkarması olağandır. Yapılması gereken kapitalimin önündeki engelleri ortadan kaldırmaktır; tabii yol açacağı sorunlarla uğraşmak üzere*********

Zamanında krallar, isim hanesi boş bırakılmış tutuklama evrakları dağıtırdı. Buna sahip olan soylular, beğenmedikleri kişilerin adını yazarak onu tutuklatabilirdi.

Suçu cezalandırmak eskiden bireylerin işiydi. Kısasa kısas anlayışı da buradan gelir. Ancak sonradan, suçun esas olarak topluma zarar verdiği anlaşıldığı için kamusal ceza uygulaması başladı. Hırsızlık yapan dayak yemedi; topluma zarar vermemesi için hapse atıldı*********

Bir kutsallık nesnesi olarak sıklıkla *********Türk annesi********* vurgusu yapılıyor. Oysa dünyadaki tüm anneler fedakâr, çocuklarına düşkündür. Onun bu şekilde övülmesinin sebebi onu eve hapsetmek, erkeğin egemenliğini pekiştirmektir. Çocuğuna bakmak ve ailesine fedakârlıkla övülen anne, bu işleri yapmaz veya eşiyle paylaşırsa kendini geliştirmek, iş ve kamu yaşantısına katılmak için kullanacaktır. Hem ayrıca, çocuk ölümleri %056 ile Avrupa*********da birinci ülke Türkiye*********dir. Yine benzer şekilde, çocuklarını ter eden anne sayısında da bir numaradır ülkemiz. Demek ki o kadar iyi bakmıyoruz çocuklarımıza.

Türkiye*********de spor kolektif olarak yapılmadığından, insanlar salt izleyici/taraftar ve müşteri durumunda kalıyor. Bu durumda da neden sporda başarımız yok diye üzülüyoruz. Halkın top yekün sporla ilgilenmediği yerde iyi sporcu da yetişmez. Bir de şu var ki, spordaki başarı diğer alanlardaki başarısızlıkları da perdeliyor. Brezilya 4 defa dünya şampiyonu oldu ama bu, dünya kapitalist sistemindeki yerini değiştirmemiştir.

13.-18.yy*********lar arası kapitalist iktisat oluştu. İnsanlar, birileri hesabına çalışmaya başlayınca haklar sorunu gündeme geldi. O güne kadar ekonominin ve siyasetin tamamının tanrı vergisi olduğu düşünülürdü. Kapitalizmle birlikte hem iktisat hem de doğrudan siyaset (haklar mücadelesi) meydana gelmiş oldu. Yani insanlar, tanrı vergisi rızk düşüncesinden sıyrılıp emeğinin mücadelesini vermeye başladılar. Satın aldıkları her şeyin bir üreteninin olduğunun farkına vardılar*********

Ünvanlar ebedi, ezeli olarak verilmez. Türkiye*********de ise böyle değil. Profesör, Doçent, General vb o makam işgal edildiği müddetçe kullanılabilir. Kaldı ki;
1)Üniversite dışında herkes vatandaştır; kimse dışarıda prof değildir. aynı şekilde kimse, sivil hayatta general olamaz.
2)Emekli hâkim, emekli general diye bir unvan da yoktur. Onlar sadece emeklidirler. Oysa Türkiye*********de, bir zamanlar işgal edilen mevkiler, sonraki yaşantısında insanlara ayrıcalık yaratmaya devam ediyor.
3)Örneğin, Suriye*********deki bir olayı değerlendiren bir kimya profesörü, ünvanıyla birlikte konuşamaz, ismi bu şekilde zikredilemez. Zira olayın, o kişinin uzmanlık alanıyla ilgisi yoktur ve o kişi, ünvanının ardına saklanarak konuştuklarına ek bir inandırıcılık katamaz. Belediye başkanları da benzer şekilde ünvanlarını kullanamazlar. Örnek olsun, Diyarbakır belediye başkanı Osman Baydemir, imzasını *********avukat********* şeklinde atamaz zira o sadece belediye başkanıdır. Ve devamla o, sadece mesai saatleri içerisinde belediye başkanıdır. Mesai bitince sıradan bir vatandaştır.
Türkiye*********de Osmanlı devrinden itibaren soyluluk ünvanları olmadığı için, şimdilerde, bu türden ünvanlarla bir tür soyluluk yaratılmaya çalışılıyor. Bu, işin bir boyutu. Bir de bu bahsi geçen ünvanları dağıtan kurumlar vardır ki esas güç, sorumluluk ve hata da ondadır. Zira size kim (mesela YÖK) unvan verdiyse, onun hükmü altında olursunuz doğal olarak.

Sovyetler Birliği, köylüyü mülksüzleştirerek kentlere gönderdi. Bu sebeple köylüler, ikinci kuşaktan itibaren kentlileşmeye başladı. Türkiye*********de ise köyle bağ hiçbir zaman kesilmedi. Üç kuşaktır İstanbul*********da yaşayıp her yaz köye giden kalabalıklar, kentin de köylüleşmesini sağladılar********* çünkü Türkiye*********de kente göç, kentlerin işgücü açığı sebebiyle köylüyü daveti üzerine değil, köylünün daha konforlu hayat sürme hevesiyle kentlere gelmesiyle oluşmuştur...

*********Polis********* şehir demektir ve devamla medeniyet/medenilik anlamlarını da içerir. Bizde ise toplum ve devlet ayrı bizatilikler olarak görülür. Dolayısıyla kurallara uyması gereken her zaman halktır. Bu anlayış, devleti kutsallaştırır. Devletin bir organı olan polis de bu şekilde kutsallaşır. Hiçbir kurala uymaz, denetlenmez, vatandaşa hakaret eder, mafyatik ilişkiler kurar, işkence yapar ama ona hiçbir şey olmaz. Bunu engellemenin yolu polisi denetleyecek bir yargı mekanizmasının kurulması ve buradaki hâkimlerin de halk tarafından atanmasıdır.

Avrupa tarihçiliği, hemen değişen olaylardan (savaşlardan), yavaş değişen olaylara doğru yönünü değiştirmiş, büyük değişimlerin bu türden küçük değişimlerin birikimi sonucunda ortaya çıktığını fark etmiştir. Şimdilerde mesela, yaşanan göçler, devletlerin ekonomik durumları, ücretler, örgütlülük düzeyleri grevler vb daha çok araştırılmaktadır. Zira olası bir savaş yahut devrimi bu yavaş değişimler meydana getirmektedir*********

Bizim tarih anlayışımızda kahramanlık destanları vardır. Sebebini bir kere merak etmeden tüm dünyanın bizden nefret ettiği düşüncesiyle yaşarız ve vardığımız nokta *********Türkün Türk*********ten başka dostu yoktur********* anlayışıdır. Kendimizi seçilmiş bir halk olarak görürüz. Ancak bu kadar kahramana rağmen neden bir tane bile bilim adamı ya da sanatçı yetiştiremediğimizi bir kere bile merak etmeyiz.

RP*********li milletvekilleri, *********İnkılâp Tarihi dersleri kaldırılsın, bunun yerine kuran dersleri konulsun********* diyorlar. Ayrıca yine, *********Baleye ve operaya 1.2 trilyon ödenek var. Bu para kesilmeli, çünkü halkın genelinin faydalandığı bir şey değil.********* İşte burada açık çelişkiler görülüyor. Madem baleye ödenek verilmesini istemiyorsunuz (ki doğrudur) o halde Diyanet İşleri Başkanlığı*********nın da kapatılmasını önermeli, imamlara maaş verilmesine karşı çıkmalısınız.

RP*********liler sık sık *********%99*********u müslüman ülke********* diyorlar ama kendileri %25 civarında oy alıyorlar. Bu durumda ya diğerleri müslüman değil ya da bireylerin müslüman olup kendilerinden farklı düşündüğünü kabul etmek, dolayısıyla kendilerini müslümanların tek temsilcisi gibi görmekten vaz geçmeliler.

Şerafettin Elçi, Kürt sorununun çözümünü özerklikte gördüğünü söyleyip, BASK modelini öneriyor. Oysa İspanya*********da sorun olan Basklıların yarısının da Fransa*********da yaşadığı ve bunların tamamının Fransız vatandaşlığından dolayı bir sıkıntı yaşamadığı ve özerklik gibi bir isteklerinin olmadığı unutuluyor.

*********Halkların kardeşliği********* sloganı bir tür amentü gibi, bir tür şeytan kovma ayini duası gibi işlev görüyor. Bunun tartışmasız kabul edilmesi gerektiği savlanıyor. Oysa;
a) Bu slogan, *********sınıf, tabaka, servet, kimlik, kişisellik vb. farklılıkları örttüğü ve bireyi anonimleştirdiği için gericidir.********* (s.256)
b) *********Halklar kardeş olamaz çünkü her halk sınıflıdır, tabakalıdır ve kendi içinde kardeş değildir.Öte yandan halk, etnik bir cemaate atıfta bulunmaz; bu yüzden de her ülkede hangi farklı etnik veya dinsel kökenlerden gelirse gelsin tek bir halk vardır. Etnik mensubiyeti bir numaralı farklılık unsuru olarak koymanın hiçbir siyasal, toplumsal, ekonomik tabanı yoktur. Spekülatif bir önerme olmaktan uzağa gidemez.********* (s.257)
c) Tüm bu sorunların çözüm temeli gerçek manada bir cumhuriyettir. Cumhuriyette ilişkiler cemaatler arasında değil, bireyler ve onların tercihleri temelinde kurulur. Cumhuriyet, bireyleri türdeşleştirmeye çalışmaz; aksine, halk denilenin, bir harman olduğunu kabul eder. Böylece sorunu, Kürtlerin tercihi olarak değil, tüm yerellikleri bireylerin tercihi temelinde anlamlandırır ve çözer.

Laisite, dinin bir totalite olarak hem bu dünyayı hem de öte dünyayı düzenleme çabasının önlenmesidir.
Demokrasi de mutlak doğru, değişmez bir devlet anlayışı yoktur. Dinde ise tartışma olmaz; dolayısıyla din devletinde de tartışma yoktur. O sebeple tarih boyunca krala/padişaha karşı çıkan, dine karşı çıkmış gibi muamele görmüştür. Şu da vardır ki, laiklikte devletin dine müdahalesi d yoktur. Demek ki laisite, demokrasinin ön koşuludur.

Halklar her zaman çok dinlidir. Dinin kaynağı aynı olsa da yaygınlaştıkça, eski kültür ve gelenekleri, dinleri kapsayıp bünyesine katar. Ayrıca yine, dinin kaynakları belirli kişilerce yorumlanıp derinleştirilir ve bu kişilere özgü anlayışlar da yaygınlaşır. Her ne kadar bunlara mezhep dense de aslında bunlar yeni birer dindir. Hiç kimse dinini değiştirmediği gibi mezhebini, inancını da değiştirmek istemez. Demek ki tek bir din ve din iktidarı yaratmak isteyenlerin esas başaracağı derinden bölünmeler ve iç savaşlar olacaktır.

*********Oy atmaya giden insanın işlevi, devlet hazinesinin olanaklarını kendine döndürecek *********besleyiciler*********i seçmektir.********* (s.273)

Tesettür islamın bir emri olduğu için uygulanıyorsa, neden yine islamın emri olan altın takı takılmaması, kürk giyilmemesi; değerli şeyler giyiliyorsa bile bunların sergilenmemesi gibi yasakları uygulanmıyor. Neden faize *********kar payı********* denilerek bunlar bertaraf ediliyor?

ABD kapitalizmi vatandaşlarını hemen tüm aidiyetlerden kopardığı için insanlar çeşitli türden uyuşturuculara yöneliyorlar. Bu uyuşturucuların en etkinleri de yeni dinlerdir. ABD*********ye baktığımızda, *********Güneş Tapınağı Dini*********, *********Mesih Geldi*********, *********İsa*********nın Müridleri********* (hatta Yıldız savaşları filmindeki Jedi dinine bile inanan 100 bine yakın insan vardır) vb gibi yeni dinler görüyoruz. Sirk şaklabanı gibi tipler çığırtkanlık yaparak müritler topluyor ve lüks bir yaşantı sürdürüyorlar. Hatta bazıları, müritlerini toplu intihara götürüyor.
Şimdilerde ABD*********de bu din tacirliğini İslam üzerinden yapan biri, Mr. Louis Farrakhan ön plana çıkmış durumda. Bu herif, muazzam altın takıları, dev cüsseli korumaları ile yakın zamanda Türkiye*********ye geldi ve RP*********li vekiller tarafından ciddi itibar gördü. Alında bu normal de zira her ikisi de bir çeşit din tüccarıdır. Her ne kadar fırsatını buldukça İslam*********da ruhban sınıfı yoktur deseler de her biri kendini İslamın ruhbanı, yorumcusu, muhafızı gibi gösterip siyasal iktidara el koymak istiyorlar.

Kitaptan kendi çıkardığım notlardır.
ehrenburg
ehrenburg isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
ehrenburg Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 26.Temmuz.2014, 05:01   #2
 
Tristan Tzara - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Tristan Tzara
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 17.Mart.2013
Üye No: 45569
Bulunduğu yer: Ukrayna
Mesajlar: 381
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 233
69 Mesajına 132 Teşekkür Aldı
Standart

Emeğine ve edebiyat kadar keskin yüreğine sağlık değerli ehrenburg yoldaşım
______________________________________________________
En ateşli devrimciyi alın, ona mutlak iktidar verin, bir yıl içinde Çar'dan daha beter olacaktır.
Bakunin

Voltaire'in sözünü tersine çevirerek diyorum ki, eğer Tanrı gerçekten varsa, onu yok etmek gerekir.
Bakunin
Tristan Tzara isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Tristan Tzara Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 28.Aralık.2017, 22:53   #3
 
turgut_fatsa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
turgut_fatsa
Komün
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 20.Nisan.2013
Üye No: 48375
Mesajlar: 2,873
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 1,271
821 Mesajına 1,338 Teşekkür Aldı
Standart

Güzel yazıymış.Kapitalizmi anlatıyor.

"Halkların kardeşliği" sloganı bir tür amentü gibi, bir tür şeytan kovma ayini duası gibi işlev görüyor. Bunun tartışmasız kabul edilmesi gerektiği savlanıyor. Oysa;
a) Bu slogan, "sınıf, tabaka, servet, kimlik, kişisellik vb. farklılıkları örttüğü ve bireyi anonimleştirdiği için gericidir." (s.256)
b) "Halklar kardeş olamaz çünkü her halk sınıflıdır, tabakalıdır ve kendi içinde kardeş değildir.Öte yandan halk, etnik bir cemaate atıfta bulunmaz; bu yüzden de her ülkede hangi farklı etnik veya dinsel kökenlerden gelirse gelsin tek bir halk vardır. Etnik mensubiyeti bir numaralı farklılık unsuru olarak koymanın hiçbir siyasal, toplumsal, ekonomik tabanı yoktur. Spekülatif bir önerme olmaktan uzağa gidemez." (s.257)
c) Tüm bu sorunların çözüm temeli gerçek manada bir cumhuriyettir. Cumhuriyette ilişkiler cemaatler arasında değil, bireyler ve onların tercihleri temelinde kurulur. Cumhuriyet, bireyleri türdeşleştirmeye çalışmaz; aksine, halk denilenin, bir harman olduğunu kabul eder. Böylece sorunu, Kürtlerin tercihi olarak değil, tüm yerellikleri bireylerin tercihi temelinde anlamlandırır ve çözer.
______________________________________________________
Önümüzdeki daha zorlu ve çetin geçecek mücadelenin ihtiyaçlarına yanıt verecek birleşik bir direnme zeminini ve seçeneğini hep birlikte inşa etmeliyiz. Eğer bu yaratılamazsa devrimci direniş imkanının umutsuzluk içerisinde boğulmasının önüne de geçilemeyecektir.
turgut_fatsa isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Çark Dönecek Çekiç Vuracak Sosyalist İktidar Kurulacak!
Saat...


Powered by vBulletin | Hosted by Linode.com