Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SİYASET > Kadın Sorunu

Kadın Sorunu Kadın sorunu hakkında


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi "Jineoloji/kadın" bilimi üzerine...
Cevaplar
13
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
1063
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 06.Nisan.2015, 11:41   #1
 
Ekim Arat - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ekim Arat
Proleter Devrimci
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 25.Temmuz.2007
Üye No: 712
Mesajlar: 10,214
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 1,263
1,748 Mesajına 4,610 Teşekkür Aldı
Standart "Jineoloji/kadın" bilimi üzerine...

"Jineoloji/kadın" bilimi üzerine... - Ç. İnci
06.04.2015 - 08:55 Kadın

Öcalan’ın yeni toplum projesinde kadın sorunu nasıl çözülecektir? Bu projede kadın doğası ve özgürlüğü temel güçlerden biri olduğu ve kadın aklı, doğası merkeze konulduğu için, feminizm bu ihtiyacı karşılamayacağından dolayı, “yeni” bir bilime yani, jineolojiye ihtiyaç duyulmuştur.

Jineoloji; Kürt Kadın Hareketi tarafından, A. Öcalan önderliğinde, ortaya koyulan ‘yeni’ bir kavram. Kadının ezilmişliği sorunu ve çözümü üzerine çok yönlü tartışma imkânı bulduğumuz Emekçi Kadın Çalıştayı’nda da değinilmiş olan bu kavram üzerinde daha ayrıntılı durmak gerekmektedir.

Jineoloji kavramı ilk olarak Abdullah Öcalan tarafından, 2003 yılından bu yana kaleme aldığı yazılarında gündeme getirilmiş, kadın özgürlük probleminin çözümüne dair bir kavramlaştırma olarak ortaya atılmıştır.

Feminizme yönelik teorik, pratik ve örgütlenmeye dönük eleştirileri olan Kürt kadın hareketi kendi deneyimlerine de dayanarak Abdullah Öcalan’ın önerisi ile jineolojinin geliştirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Feminizmin Avrupa merkezli pozitivist, oryantalist bakış açıları nedeniyle Ortadoğu ve dünyanın diğer alanlarındaki kadın gerçeğini anlamlandırmada ve çözüm olma konusunda yaşadığı darlığa dikkat çekiliyor. Aynı zamanda; feminist hareketin kendi içindeki çeşitliliğine de değinilerek “oldukça parçalanmış, örgütsüz, ortaklaşma zeminlerini büyük oranda tahrip eden bir rol de oynadığı” vurgulanıyor.

“Pedagoji gibi çocuk eğitim ve terbiyesine kadar bölümlenmiş sosyolojinin jineolojiyi oluşturmaması, egemen erkek söylemli olmasından başka bir hususla izah edilemez.”(*) denilerek “erkek egemen zihniyete radikal bir müdahale” olarak tanımlanıyor.

Jineolojiyi “salt cins olarak kadının bilimi olarak değil, aynı zamanda kadın-toplum ilişkisinden kaynaklı yaşam bilimi olarak da adlandırma” iddiasındalar. Jineolojinin temel hedeflerinden biri olarak da; “doğru bir ekonomi tanımının tekrardan yapılması ve bu tanım doğrultusunda bir politika olan ekonominin tekrardan sağlam temellere oturtulması olmalıdır” deniliyor. “Kadının ve yaşamın yiten değerini tekrardan sağlamak” jineolojinin temel konusu ilan edilerek, kadını tarihsel, felsefik, demografik, ailesel boyutlarıyla detaylı olarak incelemek için bir bilim konusu haline getirilmesi gerektiği savunuluyor.

2012 Hamburg ve 2014 yılında ise Köln’de yapılan jineoloji konferansıyla konu farklı kesimlerin gündemlerine sokulmaya çalışıldı. Kendilerinin de belirttiği üzere henüz bir sistematiğe oturtamadıkları jineolojinin “çıkış noktası, amacı ve kapsamına dair” tartışmalar hala sürüyor.



“Kadın”a feminizm penceresinden bakış
Öcalan’ın yazılarında ve jineoloji gerekçelendirilmelerinde, “kadın” kavramına oldukça soyut ve abartılı yaklaşıldığını görmekteyiz. Kadın doğurganlığı, barışçıllığı, doğayla uyumu vb. pek çok vurguyla birlikte anılmaktadır. “İnsan eğitiminin iyi ve kötü yönlerini, yaşam ve barışın önemini, savaşın kötülüğü ve dehşetini, haklılık ve adalet ölçülerini değerlendirme, belirleme ve kararlaştırmada kadının ahlaki ve politik toplum açısından daha gerçekçi ve sorumlu davranması doğası gereğidir” vb.

Sınıfsal ve toplumsal ilişkiler bütününde kopartılarak ele alınan “Kadın Doğası, Kadın Özü, Kadın Ahlakı, Kadın Kültürü” gibi birçok kavram ya da ifadelendirme merkeze konularak kadının özgürlüğü tartışmaları yürütülmektedir.

Öcalan’da yer alan kadına yönelik abartılı vurgu ve yeni toplum biçimi ve işleyişinde atfedilen kilit anlam feminizmin değişik versiyonlarında da karşımıza çıkabiliyor. Bu açıdan en benzeş örnekler ikinci dalga feminizm akımdan Elizabeth Gould Davis adlı feminist yazar da fazlasıyla bulunmaktadır. Hatta her iki yazar da kadının fiziksel özelliklerini, genetiğini de bu üstünlüklerine örnek göstermektedir. “İlk Cins” adlı kitabında Davis’in betimlediği toplumda, mülkiyet hakları var ama sınıf sisteminden bahsedilmiyor. Onun yerine “kadınların yaratılıştan gelen ahlaki üstünlüklerine” dikkat çekiliyor. Zulmün nedeni de kadınların askeri açıdan yenilmesi sonucu ortaya çıkan ve onları eril materyalist toplumda köleleştiren erkek kuralları. Yine ona göre hayat verme yeteneği ile ölüm yerine hayata, yıkım yerine yaratıma, anlaşmazlık yerine uyuma bağlı olmaları kadınları doğuştan erkeklerden farklı ve onlardan üstün kılıyor. Davis’e göre toplumsal yapıyı tedavi etmenin tek yolu kadınların manevi gücü. Davis de Sümer, Girit ve Mısır’daki büyük medeniyetleri örnek göstererek kadının iktidardan düşürüldüğünü vurgulamakta ve “insan soyunu ancak 3 bin yıllık eril materyalizmin devrilmesi kurtarabilir” demektedir. Davis’e benzer şekilde Öcalan da “Kadın aynı zamanda toplumun ve toplumsal doğanın temel anlam gücüdür. Toplumsal yaşama anlam ve değer katan esas güç, kadının maddi ve manevi dünyasından süzülerek maddi ve manevi kültür gerçekliği kazanan kadın doğasıdır” demektedir. Yine başka bir yerde “Toplumsal doğanın gerçek ve kapsamlı aydınlanması, ancak kadın doğasının kapsamlı ve gerçekçi aydınlanmasıyla mümkündür” vurgusunu görüyoruz.

“Kadın”a feminizmin penceresinden bakıldığında böylesi abartılı vurgular kaçınılmaz olarak karşımıza çıkacaktır. Marksizm ışığında “kadın”a bakıldığında ise sınıflı toplumlarda sınıflar üstü, soyut bir kadın cinsinden söz edilemeyeceğini görürüz. Sınıflı toplum gerçeği atlanarak kurulan ezme-ezilme ilişkisi doğru temelde alınmadığı için çözüm tartışmaları da doğru bir eksende yürütülmemektedir. Ancak Öcalan’ın “yeni” felsefik ve ideolojik yaklaşımında ise zaten bu gerçekler reddedilmekte, bundan dolayı da kadının ezilmişliği, köleleştirilmesi sorununun ancak yeni bir bilimle aşılabileceği savı işlenmektedir.



İdealizme geri dönüş…
Jineolojiyi gerekçelendirirken “yeni bir yöntem-bilim ihtiyacı” ile tanımlanması ise dikkat çekmektedir. Bu “yeni yöntem”in arka planına bakıldığında ise aslında pek de “yeni” bir yöntemle karşılaşmıyoruz.

Bilindiği gibi Abdullah Öcalan yazılarında, diyalektik materyalizme dogmatik bir yorum diyerek, gerçekte diyalektik ve tarihi materyalizmi reddetmektedir. Böylelikle o, tarihte maddi etkenlerin belirleyiciliğini kategorik olarak reddetmekte, tarihsel gelişmenin belli yasalara dayandığını da kabul etmemektedir. Ona göre; insanlık tarihinin gelişimi sınıflar mücadelesine değil fakat zihniyet mücadelelerine dayanıyor. Böylelikle de tarihin motoru zihniyet değişmeleri ve yenilenmeleri oluyor. Böylelikle marksist bakış açısı, tarihsel diyalektik materyalizm yanlışlanarak, Hegel diyalektiği de “yeniden” keşfediliyor.

Bu “yeni” felsefik bakışın toplum projesine yansısı ise kapitalist modernite karşısında demokratik modernite olarak tarifleniyor. Demokratik modernite ise Öcalan’a göre ‘kadın devrimi’ çağıdır. Zira bu “yeni sistem” kadın zihniyet dünyasıyla inşa edilecektir. “Rojava Devrimi, kadın devrimi” türünden yapılan vurgularda farklı kesimlerin farklı saikleri olsa da Kürt hareketince yapılan bu yönlü belirlemenin arka planında ise bu olgu vardır.

Öcalan tarafından diyalektik materyalist tarih anlayışı bir kenara bırakılmakta devrimci sınıf mücadelesinden, onun gereklerinden ve biliminden vazgeçilmektedir. Öcalan’ın son kitaplarında rahatlıkla gözlemlenebildiği gibi bilimsel felsefi kategorilerin içleri boşaltılarak tartışılmakta, yenilenme adına gerici ideolojilerin önü açılmaktadır. Ortada “aşılan bir geçmiş” var ise yeni bir şeyler ortaya konmalıdır. Jineoloji tartışmaları ise bu çerçevede anlam bulmaktadır. Öcalan’ın yeni toplum projesinde kadın sorunu nasıl çözülecektir? Bu projede kadın doğası ve özgürlüğü temel güçlerden biri olduğu ve kadın aklı, doğası merkeze konulduğu için, feminizm bu ihtiyacı karşılamayacağından dolayı, “yeni” bir bilime yani, jineolojiye ihtiyaç duyulmuştur. Oysa kadının ezilmişliği sorununu ve çözümünü özel mülkiyet ve sınıflı toplumlar gerçeğinden ayrı ele alan bu yaklaşımla yenilik adına bir başka çıkışsızlığa düşülmesi de kaçınılmazdır.

Son olarak vurgulamak gerekirse; “Mülkiyetin ortaya çıkışı ile kadının köleleşmesi ve bu köleliğin kapitalist mülkiyetin kendine özgü koşullarında kendine özgü biçimler içinde bugün de sürmesi arasındaki ilişkiyi koparırsanız, ne bu köleliğin kaynağını, ne neden hala sürdüğünü ve ne de tüm kapsamıyla köklü bir biçimde nasıl ortadan kaldırılabileceğini açıklama olanağına sahip olabilirsiniz. Böyle olunca da kadın sorununun ve özgürlüğünün peygamberliğine soyunduğunuzda yapacağınız en fazla, genel ve soyut biçimiyle kadın ezilmişliğinin tarih içindeki bin bir görünümünü yer yer renkli de olabilen tasvirler halinde bıktırırcasına yineleyip durmak ve bu arada erkek egemenliğine abartılı bir öfkeyle sövüp saymak olarak kalır. Bunu sayfalar boyu yaptıktan sonra ‘çözüm’ konusuna geldiğinizde dağ fare doğurur, söyledikleriniz gerçek hayatta karşılıksız kalmaya mahkûm ahlaki vaazların (kadınlar, erkeklere boyun eğmeyiniz, kendi özgürlüğünüze sahip çıkınız!) ötesine geçmez.” (***)

* A. Öcalan, Kadın Özgürlüğü

** Bkz: Kadın Antrolpoloijisi (Rayna Reiter) adlı derlemede yer alan “Aanerki: Bir İktidar vizyonu” (Paula Webster )adlı makale

*** H. Fırat, Ulusal sorun ve Kürt hareketi / 7 Ortadoğu’da yeni “uygarlık sentezi”
Kızıl Bayrak
______________________________________________________
sınıfa karşı sınıf,
düzene karşı devrim,
kapitalizme karşı sosyalizm!!!!!
------------------------------------------------------
‎"Komünistlerin vardıkları teorik sonuçlar, hiç bir biçimde, şu ya da bu sözde evrensel reformcu tarafından icat edilmiş ya da keşfedilmiş düşüncelere ya da ilkelere dayandırılmamıştır. Bunlar ancak, gözlerimizin önünde cereyan eden tarihsel bir hareketten, varolan sınıf mücadelesinden doğan gerçek ilişkilerin genel bir ifadesidir."
KARL MARX
Ekim Arat isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Ekim Arat Adli üyeye bu mesaji için Teşekkür Eden 2 Kisi:
Alt 06.Nisan.2015, 17:59   #2
 
ÖzgürToplum - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ÖzgürToplum
Üyeliği durduruldu
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 18.Mart.2015
Üye No: 52098
Mesajlar: 673
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 300
190 Mesajına 301 Teşekkür Aldı
Standart

Alıntı:
Öcalan tarafından diyalektik materyalist tarih anlayışı bir kenara bırakılmakta devrimci sınıf mücadelesinden, onun gereklerinden ve biliminden vazgeçilmektedir. Öcalan’ın son kitaplarında rahatlıkla gözlemlenebildiği gibi bilimsel felsefi kategorilerin içleri boşaltılarak tartışılmakta, yenilenme adına gerici ideolojilerin önü açılmaktadır. Ortada “aşılan bir geçmiş” var ise yeni bir şeyler ortaya konmalıdır. Jineoloji tartışmaları ise bu çerçevede anlam bulmaktadır. Öcalan’ın yeni toplum projesinde kadın sorunu nasıl çözülecektir? Bu projede kadın doğası ve özgürlüğü temel güçlerden biri olduğu ve kadın aklı, doğası merkeze konulduğu için, feminizm bu ihtiyacı karşılamayacağından dolayı, “yeni” bir bilime yani, jineolojiye ihtiyaç duyulmuştur. Oysa kadının ezilmişliği sorununu ve çözümünü özel mülkiyet ve sınıflı toplumlar gerçeğinden ayrı ele alan bu yaklaşımla yenilik adına bir başka çıkışsızlığa düşülmesi de kaçınılmazdır.
yaa öyle mi???bu yazarlar çarpıtmaktan veya yanlış göstermekten öte bir şey yapmıyorlar sanırım.Bir kere öcalanın kitaplarını okumuş bir kişi bunu söyleyemez.Bütün kitaplarda kadının komünal toplumun devrimci ahlakını oluşturduğunu ve toplumsal faaliyeti özellikle ekonomiyi belirleyen öncü cinsiyet olduüğu söylenmiştir.Kadının ezilmişiliği ile başlayan bu erkil süreç ise zaten sınıflaşma ve devletleşme sürecidir.Öcalan kadın sorunun çözümünü jineoloji de görmüştür .Jineoloji kadın bilimi kadın komünleri ve kooperatifleriyle devletçi topluma karşı devlet dışı toplumsal jkesimleri yani halkı örgütlemeyi hedefler(yani kadın üzerinden bunu ön görür)

kadının zihniyetini ve hakikat arayışının sosyalizm olacağını,kadın zihniyetinin devrimin zihniyeti olduğunu söylemektedir.Yani kadın sorununu ğretici güçlerin gelişimine bağlı olarak incelemez.Marksistler işçilere verilen oy hakkını kutsarlarken bu oy hakkının sadece erkeklere verildiğini unutmuşlardır.Zira ekonomik determinist zihniyetleri geniş bir çerçeveden bakmalarını engellemiştir.
ÖzgürToplum isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
ÖzgürToplum Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 06.Nisan.2015, 18:29   #3
 
kendinol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
kendinol
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 05.Ağustos.2010
Üye No: 30577
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 872
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 1,166
230 Mesajına 435 Teşekkür Aldı
Standart

Sevgili ÖzgürToplum

''Yani kadın sorununu üretici güçlerin gelişimine bağlı olarak incelemez''.
ÖzgürToplum

Peki Sn.Öcalan tarihin hangi yasalarına göre sorunları irdeler ve çözümler. Özelde Kadın sorununu hangi yasalara göre TEŞHİS ve TEDAVİ eder...

Sizlerde ''biliyorsunuz'' ki Doğa ve Toplum Bilimlerinde yasalar bulunmadan/ olmadan Teşhis ve Tedavi olmaz olamaz.

Doğa ve Toplumun yasaları bilinmeden ortaya konan çözümler İDEALİZMDİR.

Dahada ötesi UYDURMA ve KANDIRMADIR.


Saygılar...
______________________________________________________
kendinol
kendinol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
kendinol Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 06.Nisan.2015, 22:03   #4
 
ÖzgürToplum - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ÖzgürToplum
Üyeliği durduruldu
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 18.Mart.2015
Üye No: 52098
Mesajlar: 673
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 300
190 Mesajına 301 Teşekkür Aldı
Standart

Alıntı:
''Yani kadın sorununu üretici güçlerin gelişimine bağlı olarak incelemez''.
ÖzgürToplum

Peki Sn.Öcalan tarihin hangi yasalarına göre sorunları irdeler ve çözümler. Özelde Kadın sorununu hangi yasalara göre TEŞHİS ve TEDAVİ eder...

Sizlerde ''biliyorsunuz'' ki Doğa ve Toplum Bilimlerinde yasalar bulunmadan/ olmadan Teşhis ve Tedavi olmaz olamaz.

Doğa ve Toplumun yasaları bilinmeden ortaya konan çözümler İDEALİZMDİR.

Dahada ötesi UYDURMA ve KANDIRMADIR.
Doğa ve toplum yasalarıı kaba mekanikçi bir anlayışla ele amlmaz.Zira bu pozitivist anlayış batı felsefesi ve bilminden kaynaklanmaktadır.Marksın tarih anlayışı newtonun hareket yasalarından farklı değildir ve hep ileriye doğrudur düz çzgisel bir ilerlemecilik.


öncelikle idealizm ve materyalizm arasında pek bir fark görmüyorum önce bunu belirteyim.Ne kadar aralarında derin tartışmalar olduysa da iki anlayışta kaderci veya deterministtir.İdealistler tanrısal bir bilnçlenmeyle devletin varlığını kutsarlarken,materyalistlerde ekonomik gelişime bağlı olarak tarihi kaçınılmaz olarak görür ve gene devleti bu şekilde kaçınılmaz diyerek kutsarlar.


Oya öcalanıjn tarih anlayışı yazılarında da belirttiği üzere kuantumik bilimi temel almaktadır.Peki nerid kuantum??? doğa daki belirlenemezlik süreciyle bu bilimin temelleri atıldı.Atom altı parçacıkların hareketlerini bilinemez olması ileriye de geriye de doğru hareket edebilmeleri kuantumun temelidir.Yani yaşama bir çeşit özgür irade verir kuantum.Bu özgür irade etrafla bağlantılı olsa da belirlenebilecek bir olgu değildir.Yani tarihte komünizmin geleceğini belirleyemezsinn.

Tarihi bu kuantumik anlayışla ele aldığında karşına hakikat paradigma ve zihniyet gibi olgular çıkıyor.Aslında bu üç sözcüğünde temeli farklı değildir.Paradigma bir değerler dizisidr.Toplumda faaliyetlerin nasıl yapılacağına ilişkin değerler dizisine toplum paradigması diyebiliriz.Böylece bu zihniyetlerin ve paradigmaların toplum içerisindeki savaşları sonucunda toplumsal faaliyetlerin nasıl gerçekleştirileceği belirlenmiş olur


Diyalektik anlayışta buna bağlı yorumlar.Yani öcalan diyalektiği birbirini yok eden zıtlıklar değil besleyen zıtlıklar üzerindedir.Mesela ilkel komünal toplum marksistlere göre aşılmış bir olgu iken bana göre bu toplum paradigması ve zihniyeti sadece bastırılmıldı ve direnmeye devam ediyor.Tarihte iki diyalektik toplum paradigması olduğunu söyler birincisi komünal toplum paradigması diğeri ise devletçi paradigma.İşte toplumsal hareketlerin isyanların ve sınıf savaşlarının temeli bu iki paradigma arasındaki savaşlardır.İşçiler köleleşmeye karşı isyan ettiklerinde komünal toplum paradigmasıyla hareket ederler gibi .....




Alıntı:
Doğa ve Toplumun yasaları bilinmeden ortaya konan çözümler İDEALİZMDİR.
Doğa ve toplum canlıdır.Doğaya kaba kurallar ekseninde belirnemimci bir anlayışla bakarsan sorunun temelini anlayamazsın.Zira klan yaşamının ilk dini anlayışı animizm olarak kendini göstermişti.Bu animizm anlayışı doğadaki her varlığı kendi gibi canlı gören ve doğaya zarar verme noktasında bu yüzden aceleci bir anlayışta olmayan bir dini öğretiydi.Aslında eskinin dini anlayışları bile bugünün kuantumik biliminin geldiği noktadan farklı durmuyor.Zaten bana göre bilim ve felsefe tarafsız olgular değildir iktidarın elindeki araçlara bağlı olarak değiştirilir.Marksist bilim ve felsefe de batının mekanikçi feslefesidir bu felsefe ulus devleti endsütriyalizmi ve bunlara bağlı gelişmeleri kutsayan bir anlayıştır ve devletçidir.Benim asıl problemim buraa.Neden biz bu bilim anlayışını temel alalım ki???zira bilim tarafsız bir yerde durmuyor?????


okuman dileğiyle
ÖzgürToplum isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
ÖzgürToplum Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 06.Nisan.2015, 23:56   #5
 
DEVRİM KOMÜN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
DEVRİM KOMÜN
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 18.Ekim.2012
Üye No: 43735
Mesajlar: 1,926
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 2,307
921 Mesajına 2,235 Teşekkür Aldı
Standart

Ekim arkadaş kadın özgürlükçü olmak sınıf mücadelesine zarar vermez.
Yoldaşların sayısını arttırır.
kadını nasıl işçi olarak kabul ediyorsak savaşan olarakta kabul etmeliyiz.
Devrimde kadınında komutan olması gerekir.
mesela Ekim devriminde neden lenin stalin...varda bir kadın yok.
ortadoğuda kadın ezilen ayrı bir sınıftır bunu görmezlikten gelmek gericilikle işbirliği yapmak anlamına gelirki buda sizi baas tipi rejimlerin yedeğine düşürür yada iran molla rejiminin yedeğine düşürür.
DEVRİM KOMÜN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.Nisan.2015, 00:53   #6
 
ÖzgürToplum - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ÖzgürToplum
Üyeliği durduruldu
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 18.Mart.2015
Üye No: 52098
Mesajlar: 673
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 300
190 Mesajına 301 Teşekkür Aldı
Standart

Alıntı:
Ekim arkadaş kadın özgürlükçü olmak sınıf mücadelesine zarar vermez.
Yoldaşların sayısını arttırır.
kadını nasıl işçi olarak kabul ediyorsak savaşan olarakta kabul etmeliyiz.
Devrimde kadınında komutan olması gerekir.
mesela Ekim devriminde neden lenin stalin...varda bir kadın yok.
ortadoğuda kadın ezilen ayrı bir sınıftır bunu görmezlikten gelmek gericilikle işbirliği yapmak anlamına gelirki buda sizi baas tipi rejimlerin yedeğine düşürür yada iran molla rejiminin yedeğine düşürür.
aslında sevgili devrim komün,çok önemli noktaya değindi."sınıf" kavramını kendi teorik tanrılarımız ekseninde ekonomik olarak niye inceleyoruz ki??? bana göre sınıf mücadelesi(ben buna sınıfsızlık mücadelesi diyorum) bütün tekelci yapılara karşı olur


Sermaye iktidar gibidir biriktirilir.Aslında aralarında fark aramaya da gerek yok sermayenin kendisi iktidaridir,iktidarın kendisi de sermayedir.Bu ikisi birlikte tekelleri oluştururlar.Bizim burada vereceğimiz mücadele bu tekellere karşı tekel dışı toplumsal yaşamı(komünal yaşamı) örgütlemektir.

Kadın konusuda buna bağlıdır.Evet bugünki devletçi ugarlık sistemi içwerisindeki erk-ek zihniyeti kadını katlediyor.İşte biz bu erk-ek zihniyetinin aslında tekelci oluşumun temeli olduğunu kavraya bilirsek sorunu çözebiliriz.Yani özel mülkiyetçi aile kavramını sorgulayarak.Burada aileyi kaldıralım demiyorum sorgulayalım diyorum


Mücadele alanında öğreniyorsun ki,aslında temel olan zihniyetmiş veya daha doğrusu paradigmaymış.Belki de öcalanın düşünceleri bu toplumsal savaş ve kaos dünyasını en iyi analiz eden düşüncelerdendir veya düşüncedir.Nedeni ise isyanın temelinde yatan paradigmayı ortaya çıkarmasıdır.Yani işçinin verdiği ücret mücadelesi bir anlam ifade etmezken onun için verdiği isyanın temelinde tekelci sermaye düzeninin nesneleştirmesine karşı isyan yatar.


Mücadele zihniyeti oluşturacaksak paradigmasal gelişmeye çalışacaksak ben insanlık hakikatine bakmamızı öneriyorum.Zira hakikat yani doğru yanlışları algılamak kendi özümüzü algılamazsak bir yere varamayız.Sosyalistler olarak da kendi hakikatimizin insalığın hakikati olduğunu görürüz.Yani insanın insanlaşma süreci sosyalizm temelinde olduysa ve buna kadının armağan kültürü ve ev komününü kurması sağladıysa bugün neden olmasın??? ekonomi ev yasası demektir bugün aile komünün temel ekonomisti kadınlardır.İşte bu çözümlemeye buralardan başlarsak daha mantıklı sonuçlara varırız.Ekonominin temelinde yatan kadın olgusunu görürüz.Zira köy kültüründe hala baskın kadın kültürü olduğunu unutmayalım.Endüstriyalist yaşamın kadın kültüründen bizi nasıl erk-ek aklıyla inşa ediklmiş şehirlere çektiğini de sorgulamakta fayda var.
ÖzgürToplum isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.Nisan.2015, 00:59   #7
 
kendinol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
kendinol
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 05.Ağustos.2010
Üye No: 30577
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 872
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 1,166
230 Mesajına 435 Teşekkür Aldı
Standart

Sevgili ÖzgürToplum

1) Toplumsal evrimin kendi iç gelişiminde DEVLET denen mekanizma yaşanmışsa ki yaşanıyor
bu yaşanmışlık için olsaydı bulsaydı diye bir yorum yapılmaz. Hayatın gerçekliği üzerinden yorum yapılır.

Devletin doğuşunun kökenlerinin ilk filizleri insanlığın doğuş zamanına kadar götürülebilir.

Sevgili Marks devleti kutsallaştırmaz tam tersine bir GEÇİŞ aşaması olarak görür ve sınıflar ortadan kalktıkça Devlet denen mekanizmanın da ortadan kalkacağını söyler.


2) Tarih neden düz bir çizgi izlemez? Özet olarak yazayım. İnsanlık tarihi Denklik Yasası temelinde DÖNGÜ/ÇEVRİM yapar. Dolayısı ile kendi iç işleyişinde geride bıraktığı boşlukları doldurmak için ''Geriye Döner'' bu geriye dönüş bile daha ileri atlamanın MANİVALASIDIR.

Onun için düz çizgisel bir ilerleme yerine HELEZONİK bir çevrim yapar.Bilimsel bilinç arttıkça bu durum ortadan kalkacaktır.

Örneğin: S.S.C.B ve Sosyalist Sistem Kapitalizme yeniden döndü. Ancak bu daha ileri Toplum Biçimi olan Bozulmuş olan Doğa ve Toplum dengelerine daha BİLİMSEL BİLİNÇLİ olarak sıçramak varmak içindir.

3) Atom altı parçacıklarının hareketinin ''Bilinemez'' oluşu Heisenberg' in Belirsizlik ilkesinden hareketle ortaya konur. Bu belirsizlik gibi algılanan durum Beynimizin algı noksanlığındandır.
Doğa ve toplum olaylarındaki Rastlantı ve Zorunluluk olayı çözülemediği için bu algı pekişir.

Oysaki bu ''belirsizlik'' Doğal Evrimden Toplumsal Evrime doğru geliştikçe azalır ve giderek her şey Belirlenim ve bilinebilirlik yasası içerisine girer.

Yeni bakış açımızın temeli ÇEKİRDEK ALTI BİLİMLERİ olmalıdır. çekirdek altı bilimlerinin der top olduğu DENKLİK YASASI olmalıdır.

4) Komün insanlığın ilk potasıdır. İnsan Toplumunda ve Kişisinde GELENEK GÖRENEK ve GENETİK olarak işler. Bu anlamda asla yok olmaz. Çevrimsel bir döngü ile ancak bir adım daha ileri ve en son BİLİMSEL BİLİNÇLE bir daha geri dönmemek üzere yeniden kurulur.

Özet olarak Marksizm insanlığın aradığı Dengede bir arayış bir giriş kapısıdır. Denklik Yasasının son elemanı olan ÜRETİMİ keşfetmiştir.

Denklik Yasası: ÜREYİM=KOMÜN+KİŞİ+ÜRETİM'dir.

Marks ve Engels bu ANAYASANIN en son elamanı olan üretimin değerini keşfedince İnsanlığı ve insanlık tarihini ÜRETİMLE izah etme hatasına düştüler.

Çünkü Üretici güçler: İnsan,tarih,teknik,coğrafya=ÜRETİM dediler. her şeyi bu elamanla izah etmeye kalkınca DOĞAL olarak eksik ve yanlış kaldılar. Ama kapıyı araladılar.

Şimdi gelelim Sn.Öcalana. Bir abimiz anlatmıştı. 2002 yılında Sn.S.Şaşmaz'ın KÜLLİYATI ulaştırılır. Ve Sn.Öcalan bu külliyatı inceler ETÜT eder.Ama okuduğu kitaplar listesinde asla Sn.Süleyman Şaşmazın bir tek eserini göremezsiniz.

İsterseniz İmralıya giden bir arkadaş bu konuda soru sorsun cevap ne olacak.Kitapları götürülmesine aracılık eden arkadaş Bursa da yaşamaktadır.

1) Demokratik Ekolojik toplum söylemi

2) Bireyler Yüzyılı

3) Doğrudan Demokrasi

4) Özgür İnsan,Özgür Kadın v.sv.s söylemi gibi söylemler

Bu aşamadan sonra ortaya çıkar.

Gerçekte ise bu söylemler Tarih Bilimi Külliyatının bir KARİKATÜRÜ bile olamazlar. Sn.Öcalan'ın tüm söylemleri Aklın hayali olmaktan öte geçemez.

İnsanlık gerçeği kavrayıp anladıkça Sn.Öcalan'ın tarih içerisindeki DEĞERİNİ verecek.

Gerçekten hiç bir konuda TARAFSIZ olmamak gerekmektedir. Hele hele yaşadığımız Sınıflı toplum CEHENNEMİNDE hiç tarafsız olmamak gerekir. Ya Doğa ve İnsan Cephesinde SAF tutacaksın,yada Kapitalizm Cephesinde Saf tutacaksın...
______________________________________________________
kendinol
kendinol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
kendinol Adli üyeye bu mesaji için Teşekkür Eden 2 Kisi:
Alt 07.Nisan.2015, 01:21   #8
 
ÖzgürToplum - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ÖzgürToplum
Üyeliği durduruldu
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 18.Mart.2015
Üye No: 52098
Mesajlar: 673
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 300
190 Mesajına 301 Teşekkür Aldı
Standart

Alıntı:
1) Toplumsal evrimin kendi iç gelişiminde DEVLET denen mekanizma yaşanmışsa ki yaşanıyor
bu yaşanmışlık için olsaydı bulsaydı diye bir yorum yapılmaz. Hayatın gerçekliği üzerinden yorum yapılır.

Devletin doğuşunun kökenlerinin ilk filizleri insanlığın doğuş zamanına kadar götürülebilir.

Sevgili Marks devleti kutsallaştırmaz tam tersine bir GEÇİŞ aşaması olarak görür ve sınıflar ortadan kalktıkça Devlet denen mekanizmanın da ortadan kalkacağını söyler.
Devleti kutsallaştırmakla şunu söylemek istemiştim.Devleti belli bir noktada ilerici görür ve zorunluluk sayar.Bu zorunluluğu aynı şekilde Hegel de söyler ve insan bilinçlenmesine bağlı olarak devleti ilericilik misyonu verir.


Alıntı:
3) Atom altı parçacıklarının hareketinin ''Bilinemez'' oluşu Heisenberg' in Belirsizlik ilkesinden hareketle ortaya konur. Bu belirsizlik gibi algılanan durum Beynimizin algı noksanlığındandır.
Doğa ve toplum olaylarındaki Rastlantı ve Zorunluluk olayı çözülemediği için bu algı pekişir.

Oysaki bu ''belirsizlik'' Doğal Evrimden Toplumsal Evrime doğru geliştikçe azalır ve giderek her şey bilinebilirlik yasası içerisine girer.

Yeni bakış açımızın temeli ÇEKİRDEK ALTI BİLİMLER olmalıdır. çekirdek altı bilimleri der top olduğu DENKLİK YASASI olmalıdır.
Bu söylenenlerin içerisinde hep bir propaganda seziyorum.Bu söylediklerin çok ciddi özne nesne ayrımına tekabül etmekte.Toplum içerisinde devletve sermaye tekelleri de aynı şekilde özne iken halk ise nesneleştiriliyor.Determşnist anlayışta bunun bilimsel izahıdır.

Einsteinin hakikat algısı ile ilgi söylediklerni unuttum.Zira bugün katı determinizmin hatalı olduğu kanıtlanmışsa da özgür irade ile ilgili hala bir sürü tartışma sürmektedir.
O yüzden beynimizin algı noksanlığıyla ilgili bir şey söyleyemeyeceğim.Fakat bunu söylem olarak bile çok nesneleştirici görüyorum.Tanrıcı bakış açısından farklı değildir bu.doğa evrimindeki bu belirsizliğinde toplum içerisinde artarak var olacağı kanıtındayım.Zira doğal süreçlerin daha basit seçimleri olacağını ve insan gibi düşünen doğaların ise bu konuda daha karmaşık hareket edeceğini düşünmekteyim.

Alıntı:
2) Tarih neden düz bir çizgi izlemez? Özet olarak yazayım. İnsanlık tarihi Denklik Yasası temelinde DÖNGÜ/ÇEVRİM yapar. Dolayısı ile kendi iç işleyişinde geride bıraktığı boşlukları doldurmak için ''Geriye Döner'' bu geriye dönüş bile daha ileri atlamanın MANİVALASIDIR.

Onun için düz çizgisel bir ilerleme yerine HELEZONİK bir çevrim yapar.Bilimsel bilinç arttıkça bu durum ortadan kalkacaktır.

Örneğin: S.S.C.B ve Sosyalist Sistem Kapitalizme yeniden döndü. Ancak bu daha ileri Toplum Biçimi olan Bozulmuş olan Doğa ve Toplum dengelerine daha BİLİMSEL BİLİNÇLİ olarak sıçramak varmak içindir.
Dediğim gibi tarihe böyle katı kurallar koymak büyük hatadır.Tarihsel gelişim paradigmasal ve zihniyetsel veya senin söyleimnle bilnçsel bir kavgadır.Fakat bu bilimsel bilinç olarak sıçramadan söz ederek hegel idealizminden ayrı bir noktada durmuyorsun.Çünkü mutlak bir iölerleyiş bir sıçramadan bahsediyorsun.Benim görüşüm ise bu mutlakiyetçi anlayışın hatalı olduğudur.Taerih içerisinde zihniyetlerin gelişimne bağlı olarak kaos ortamından çıkılır.Kaos aralığı içerisinde biribiryle çatışan zihniyetler sonucunda değişim gerçekleşir.SSCB nin yıkılması uzun yıllar aldı ancak bir zihniyet değişmiyle yıkıldı.



Üretici güçlerin gelişiminebağlı olarak tarihi incelemeyi hataı gördüğümü söylemiştim.Zira üretici güçlere göre bir gelişim varsa kapitalizme asyanın geçmesi gerekiyordu zira tarım devrimi ilk oralarda yeşerdi.Fakat kapitalizmin temelini aydınlanma rönesans ve reform kısacası zihniyet değişimi ve kaos aralıkları belirledi.



Alıntı:
Gerçekte ise bu söylemler Tarih Bilimi Külliyatının bir KARİKATÜRÜ bile olamazlar. Sn.Öcalan'ın tüm söylemleri Aklın hayali olmaktan öte geçemez.
Tarih sınıf savaşları tarihiyse devletçi uygarlık tarihi içerisinde bunların bir anlamı yok evet.Fakat biz modernist değiliz bu yüzden doğal toplum açısından bir değeri var.
ÖzgürToplum isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.Nisan.2015, 02:07   #9
 
kendinol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
kendinol
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 05.Ağustos.2010
Üye No: 30577
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 872
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 1,166
230 Mesajına 435 Teşekkür Aldı
Standart

''Tarihsel gelişim paradigmasal ve zihniyetsel veya senin söyleminle bilinçsel bir kavgadır.'' Ö.Toplum

Bana ''okuman dileğiyle'' diye bir not düşmüştün ya gerçekten yazılanları okumuyorsun yada yanlış anlıyorsun.

Ben diyorum ki Bilincimizi/Zihnimizi belirleyen Denklik Yasasıdır. Madde ve Madde ilişkilerinin geldiği aşamadır.

Söylediklerimde aklın hayali/Uydurma bir şey var mı?

Zihniyet ve Zihniyet Devrimi derken bile Toplumsal Evrimin geldiği aşamayı ve bu aşamayı yaratan Ana Kanunu bilince çıkarmadan ortaya koyacağın ŞEYLER uydurma olmaktan öte geçemezler. Gerçek anlamda Zihniyet Devrimi olamazlar.

Diyorum ki Sn.Öcalan'ın ortaya koyduğu şeylerde Bilimsel Olan hiç bir değer yoktur. Dolayısı ile aklın hayali ve uydurmadır.

Ortada gerçek anlamda bir teorik ve Pratik devrim/doğum yoksa ki buna Sn.Öcalan Zihniyet/düşünce Devrimi diyor.

Bu yeni zihnin oluşum temellerini ortaya koymadığı sürece ortada gerçekte yeni bir zihin yoktur. Oradan buradan alınmış eklektik bir idealizm vardır.

Gerçeklikle bağı olmayan düşünceler '' Sonbahar rüzgarlarının önünde savrulan sararmış solmuş kuru yapraklar'' gibidirler. Çok kısa zamanda ''Bir varmış bir yokmuşa'' dönerler.

''Yaşayıp hep beraber göreceğiz''..
______________________________________________________
kendinol
kendinol isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
kendinol Kullanicisina Bu Mesaji Için Teşekkür Edenler:
Alt 07.Nisan.2015, 02:34   #10
 
kümül - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
kümül
Komün
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 23.Aralık.2012
Üye No: 44641
Mesajlar: 1,213
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 1,075
481 Mesajına 1,162 Teşekkür Aldı
Standart

konuyla ne kadar ilgili ama ilginc bir pasaj vermek istiyorum mesela sovyetlerbirlğinin tarihini incelemeye gerek duymdan 1917 ekim devriminin hangi momentte hangi tarihsel koşullar altında kimler tarafından bozulduğunun tarihsel gelişimi içinde arastrmamıs demek istemiyorum ama öyle düsünüyorum kafasından soyut nedenler sunuyor diyorki öcalan:

toplum ancak özgür bir yargılama olarak ahlakla düzenlenebilir .sovyet rusyasının firavun mısır'ının tüm rasyonalliklerine karşın çözülmelerini ahlak yoksunluğuna bağlayabiliriz

yani ahlak yoksunluğu yüzünden yıkılmıstır diyor

genel geçer bir ahlak anlayışı var?

diyorki :ahlakın nitelikleri

acıya dayanma gücü
zevk,arzu ve şehvete sınır koyması
üremeyi fiziki değil ,toplumsal kurallara bağlaması,vb


bu bakış açısıyla cinselliğin çok yönlü serbesteçe yaşandığı eski ilkel kömünal toplumlar çok ''ahlaksız'' birer toplum oluyorlar.cinselliği yukardan kurallara bağlayarak ''ahlaklı'' bir toplum yaratacağını düsünüyor.ahlak zabıtalığının toplum çözümlemesine gerici bir etki yaptığını düsünmüyor ve diyorki:

örneğin ahlakın üremeye yol açan cinsel ilişikiyi kurallara bağlaması insan türünde zorunlu bir ihtiyaçtır nüfusu kontrol altına almadan toplumu sürdüremeyiz.tek başına bu konu bile ahlaki metafiziğin büyük gereğini ortaya koymaktadır

ahlak son çözümlemede ozamanki toplumun ekonomik durumunun bir ürünüdür ölümsüz kesin bundan sonra değişmez bir ahlak yoktur ayrıca sınıflı toplumda ahlak bir sınıf damgası taşır

sovyetler birliğindeki ahlakı anlamak istiyorsak o tarihsel koşulları ekonomik temelli incelmelyz .belliki böyle bir çabası yok kendisinin yarattığı ölümsüz ahlak yasasıyla sovyetler birliğini mahkum ediyor
______________________________________________________
var.. yetmediğim.yetemediğim şeyler var...gözümün göremediği.kulağımın duyamadığı.bilincimin kavrayamadığı şeyler var...beni aşan şeyler var...
yılmaz güney
kümül isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
kümül Adli üyeye bu mesaji için Teşekkür Eden 2 Kisi:
Alt 07.Nisan.2015, 16:04   #11
 
ÖzgürToplum - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ÖzgürToplum
Üyeliği durduruldu
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 18.Mart.2015
Üye No: 52098
Mesajlar: 673
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 300
190 Mesajına 301 Teşekkür Aldı
Standart

Alıntı:
Bana ''okuman dileğiyle'' diye bir not düşmüştün ya gerçekten yazılanları okumuyorsun yada yanlış anlıyorsun.

Ben diyorum ki Bilincimizi/Zihnimizi belirleyen Denklik Yasasıdır. Madde ve Madde ilişkilerinin geldiği aşamadır.

Söylediklerimde aklın hayali/Uydurma bir şey var mı?
yazdıklarıjnı yanlış okumuyorum kendi görüşlerim açısından değerlendiriyorum.Diyorsun ki zihniyeti belirleyen madde ve madde ilişkileridir diyorasun.Ben de sana dedim ki einsteinin izafiyet teorisini unutma.Buna biz HAKİKAT algısı dioruz.Yani maddi gerçeklik herkesin zihnine aynı yansımaz veya durumlara göre değişir.Zira bunu einstein zamanın algılanması açısından örnek vermişti.Toplum içerisindeki neyin doğru neyin yanlış olduğunu da bu yüzden üretici güçlere bakarak anllayamazsın.İin sanların bulundukları durumlar bu nesnel gerçeklikleri algılamada özneldir.Zaten bu öznel durum canlılara özne olma şansını verir.

Sana kuantum dedim sen de mekanikçi fiziğin temelleriyle bana cevap verdin.Burada yapabileceğimiz tartışma bu teoriler tartışmasından öteye gitmez.Hem biz fizikçi değiliz ama bunun felsefik getirileri açısından tarih yorumu açısından tartışabiliriz.


aklın hayali uydurma dedğin şey bir algılama meselesidir bilinçtir.Ve bu her koşulda aynı olmaz gözlemine göre değişir.Bugün kapitalizmin kaos ortamındaki süreçlerde insanların kapitalist sürece bakışı ile gerçekleşmeyen bir evre de kapitalizme bakış açıları aynı olmaz.Kaos aralığı boyunca insanlar kendilerini sorgulayacaktır neyin doğru neyin yanlış olduğunu .


Aklın uydurması diyerek zihniyeti nesneleştiriyorsun.Bu çok tehlikelidir.Zihniyeti nesneleştiren insan bugün toplumdaki özne nesne ayrımını anlayabiklecek bir ölçüde değildir anlasa da teorisi de bunun üzerine kuruludur.Bu yüzden ne zihniyeti ne de maddeyi nesneleştirmemek lazım.Tarihin ortak yaratımı bu iki olgub birlikte hareket eder.Madde ve onun gözlemi ve algısıyla şekillenen bir zihniyet.


Alıntı:
Diyorum ki Sn.Öcalan'ın ortaya koyduğu şeylerde Bilimsel Olan hiç bir değer yoktur. Dolayısı ile aklın hayali ve uydurmadır.

Ortada gerçek anlamda bir teorik ve Pratik devrim/doğum yoksa ki buna Sn.Öcalan Zihniyet/düşünce Devrimi diyor
marksistlerin bilimi mekanikçi bilimdir.Öcalan ise kuantumsal bir yorumn anlayışıo getirmiştir.Bu noktada öcalana bilimsel izahı yok diyerek eleştirmek dar bakıoş açısından öteye gitmez.Bunu söyleyerek bütün kutantumsal bilime ve kuıtantumun felsefesine bilimsel değil dersin.Fakat bugün mekanikçi bilim açıklayamadığı bir sürü süreçte kuantum başarılı sınavlar vermiştir.Özellikle beyin sistemi akıl ve bilinç konusunda.Bu yüzden bilmsel değildir demek hata materyalist mekanikçi bilimsel bir izahı yok dersen daha anlamlı olur.

Otada pratik ir devrim süreci yaşanıyor ve yaşandı da.Yani öcalan tarih boyunca bütün komünal devrim çabalarını sahiplenir hiçbirini ötelemezx.Sovyet devrimini de sahiplenir fakat devletçi yöntem ve zihniyetinden ayrılamadığı için devletçi paradigma yönünde gelişim gösterdiğini söyler.Oysa devrimin balındaki komünlist karakteri görmemek aptallık olur.

Alıntı:
Gerçeklikle bağı olmayan düşünceler '' Sonbahar rüzgarlarının önünde savrulan sararmış solmuş kuru yapraklar'' gibidirler. Çok kısa zamanda ''Bir varmış bir yokmuşa'' dönerler.

''Yaşayıp hep beraber göreceğiz''..
evet yaşayıp göreceğiz kesinlikle haklısın.Ama yaşadıklarımızı da değerlendirmek lazım.

Alıntı:
yani ahlak yoksunluğu yüzünden yıkılmıstır diyor

genel geçer bir ahlak anlayışı var?
genel geçer bir hlak anlayışı yok.ahlak zaten doğal toplumda örgütlüydü.Bugünlerde devletçi tekelci güçlerin hukuk diyerek yutturdukları devletçi zihniyetin ürünüdür.Ahlak ise komünalitedir.

Alıntı:
diyorki :ahlakın nitelikleri

acıya dayanma gücü
zevk,arzu ve şehvete sınır koyması
üremeyi fiziki değil ,toplumsal kurallara bağlaması,vb

bu bakış açısıyla cinselliğin çok yönlü serbesteçe yaşandığı eski ilkel kömünal toplumlar çok ''ahlaksız'' birer toplum oluyorlar.cinselliği yukardan kurallara bağlayarak ''ahlaklı'' bir toplum yaratacağını düsünüyor.ahlak zabıtalığının toplum çözümlemesine gerici bir etki yaptığını düsünmüyor ve diyorki:
annkist cinsellik nerede serbestçe yaşanmış??? klanların ilk yasası cinsellik yasağıydı.Sen klan içerisinden biriyle cinsel ilişkiye giremezdin.Zira cinsellik özel mülkün temeli olarak görülmüş ve yasaklanmıştı.Ancak erkekler başka klanlardaki kadınlarla beraber olabiliyorlardı.Ve sonrasında kendi klanlarına geri dönüyorlardı.Çocuk ise kadının klanında kalıyordu.Yani bir şey söylemeden mnce komünal toplumun temllerini bilerek bunları söyle lütfen.


Alıntı:
örneğin ahlakın üremeye yol açan cinsel ilişikiyi kurallara bağlaması insan türünde zorunlu bir ihtiyaçtır nüfusu kontrol altına almadan toplumu sürdüremeyiz.tek başına bu konu bile ahlaki metafiziğin büyük gereğini ortaya koymaktadır

ahlak son çözümlemede ozamanki toplumun ekonomik durumunun bir ürünüdür ölümsüz kesin bundan sonra değişmez bir ahlak yoktur ayrıca sınıflı toplumda ahlak bir sınıf damgası taşır

sovyetler birliğindeki ahlakı anlamak istiyorsak o tarihsel koşulları ekonomik temelli incelmelyz .belliki böyle bir çabası yok kendisinin yarattığı ölümsüz ahlak yasasıyla sovyetler birliğini mahkum ediyor
cinselliğin kontrolü komünal odaklıdır.Ahlak dedğiğinde de temelini doğal toplum komünalitesinden bahsedersin.Sınıflı toplumlarda ahlak ayaklar altına alınmıştır.Yerine ise devletçi ahlak veya paradigma geçirilmiştir.Öcalanın kitaplarında bahsettiği ahlak genelde doğal toplumun ahlakıdır ama ahlak aynı zamanda paradigma yani değerler dizisi şejklinde de yorumlanabilir.

sscb yi yıkıma uğratan kendi zihniyetiydi.Devletçi zihniyetten ve paradigmadan kopamamıştı.Sonuç olarak baştan beri sosyalizm olarak gelişmemişti.90 yıllara gelindiğinde ise ancak liberal kapitalist zihniyete evrilecekti.
ÖzgürToplum isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.Nisan.2015, 16:36   #12
 
ÖzgürToplum - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ÖzgürToplum
Üyeliği durduruldu
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 18.Mart.2015
Üye No: 52098
Mesajlar: 673
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 300
190 Mesajına 301 Teşekkür Aldı
Standart

Alıntı:
Şimdi gelelim Sn.Öcalana. Bir abimiz anlatmıştı. 2002 yılında Sn.S.Şaşmaz'ın KÜLLİYATI ulaştırılır. Ve Sn.Öcalan bu külliyatı inceler ETÜT eder.Ama okuduğu kitaplar listesinde asla Sn.Süleyman Şaşmazın bir tek eserini göremezsiniz.

İsterseniz İmralıya giden bir arkadaş bu konuda soru sorsun cevap ne olacak.Kitapları götürülmesine aracılık eden arkadaş Bursa da yaşamaktadır.
KÖH deki dönüşüm süreci1990larda başladı.Programlarına yazılanlara bakarsan asıl dönüşümün o zamanlarda olduğunu görürsün.Kısacası senin Kıvılcımlı gleneğinden gelenleri incelesin fakat ideolojinin temelleri zaten belliydi.Eğer ki belli olmasaydı zaten bugün KÖH ne kadar var olabilirdi tartışılır.Sadece okunan kitaplar ve geliştirilen teorilerle sistemin adı konuldu ve belli başlı örgütsel zeminler değiştirild.İdeolojik zemin zaten hazırlanmış ve belirlenmişti.


Kısaca özetlemek için şunları demek istiyorum,üretici güçler ve zihniyetin oluşumu temelindeki özne nesne ayrımı bence modernist kmilikli BİLİMdir.Ve ben bu bilimi bilim olarak görmüyorum.Zira insanlık hakikatine en yakın yaşamı doğal topluma yaşamıştır ve eğer bilim için bir şeyler arayacaksak doğal tolumun değerleri üzerinden konuşmalıyız.Bugün bunu da kuantum temsil ediyor.Kuantumun canlı doğa ve toplum anlayışı bugünün sorunlarını anlamamızda daha yararlı ve geçerli olduğunu düşünüyorum.Mekanikçi anlayış çok cansız ve nesneleştirici bir şekilde sorunları ele alıyor ve onun temelinde bir ilerleme ön görüyor.Ben ise toplumsal sorunları KAOSA bağlı olduğunu düşünüyorum.Kaos sürecine uygun bir paradigmasal ve örgütsel bir değişiklik yapabilirsek sosyalizme ulaşabileceğimizi söylüyorum.Bugün bu kaos aralığınırojava da müdahale ediliyor ve özgür komünalite orada yeşeriyor.
ÖzgürToplum isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.Nisan.2015, 17:23   #13
 
DEVRİM KOMÜN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
DEVRİM KOMÜN
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 18.Ekim.2012
Üye No: 43735
Mesajlar: 1,926
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 2,307
921 Mesajına 2,235 Teşekkür Aldı
Standart

Alıntı:
Sevgili Marks devleti kutsallaştırmaz tam tersine bir GEÇİŞ aşaması olarak görür ve sınıflar ortadan kalktıkça Devlet denen mekanizmanın da ortadan kalkacağını söyler.
kendinol.

Marks devleti kutsallaştırmaz veya kutsallaştırmak istememiştir demişsin belkide Marksist Kuram hakkaten öyle bir amaç taşımakta olabilir mesela Marksın bir makina yaptığını düşünelim yada bir makinanın teorik şemasını çizmiş olsun peki bu makinayı yapan mühendisler hakkaten teoriye uymuşlar mıdır?
velevki uymuşlardır peki o makinanın on yıl sonra ne hale geleceğini yani kullanım evresi sonucunda ne hale geleceğini düşünmüş olabilir mi?
bu bilimsel olarak imkansızdır.hiç kimse bir icadın yüz yıl kullanıldıktan sonra ne hale geleceğini bilimez.
ULUS_DEVLET çi sosyalizm belkide marksist teoride bir ara geçiş dönemi olarak tasarlanmış olabilir fakat stalin lenin ve diğer komutanlar bu devleti hakkaten Marksist kuramın harfi harfine uyarak mı yapmıştır.
Kürt halk önderliği sosyalizmi aştım derken bu makinanın kapitalizme hizmet eder hale geldiğini belirtmiştir.hemde ulus devletçi yada hegemonyacı (birçok devletin ulus devletçi çıkarları için birleşmiş hali) devletlerin kapitalist yayılmacı politikaları için emperyalizm denen insanlığın başına bela bir sistemi ortaya çıkardığını ifade etmiştir.
Kürt halk önderliği son 2015 Newroz mesajında bunu kapitalist emperyalizm diye açıkça belirtmiş ve bu emperyalizmin acılara sebep olduğunu ifade etmiştir.
o zaman neden bu bozuk makina ile yol almaya ille çalışıyorsunuz?
mücadele etmek iddiasında olduğunuz düzenin farklı bir karşıtına düştüğünüzün neden farkına varmıyorsunuz?
DEVRİM KOMÜN isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 29.Mart.2019, 21:16   #14
 
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik"
Aktif Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 05.Aralık.2017
Üye No: 55352
Mesajlar: 410
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 24
73 Mesajına 90 Teşekkür Aldı
Standart

Kavramlara ve sunulan eril-dişil çembere küçük eleştirilerimiz var ancak bunları saklı tutarak orjinal haliyle paylaşmak istedim..

Şunu yeniden ifade ediyorum. Şu an'a kadar okuduğum ve incelediğim/bildiğim hiç bir bilgi tabanında bu kadar umut, yenilik-yenilikçilik ve gerçeklik ateşi/ışığı görmemiştim. Benim eksiğim olabilir. Sosyal uyanışım ve dayanışmamı gecikitirmem olabilir. Benim bilgi ve okuma eksiğim olabilir. Sosyal katkımı geciktirmem ve kendi görüsüzlüğüm, bilgisizliğim olabilir.

Şu an, aşk'a, seks'e ve örgün bilime ve bunun gibi bir çok kurumsal örgütlü çıkmaza sataşabilen bildiğim tek sosyolojik kurum, uyanışsınız. Bunlara gelince herkes ikileyip duruyor. Filozofi tabanı dahil.. Objektivite rafa kalkıyor...

Yüreğimizin artık bu tip uyanışlarda ve paydaşlıklarda atışı, varoluşu, bizi her yana sürükleyişi üzerine...

Ben oradaki arayış ve yapış'ı tekrar en içten selamlıyorum..

Buradaki yazıyı döngüsel zaman, çizgisel zaman ayırdı nedeniyle özellikle paylaştık ve içerdik. Bu bizim için büyük bir fark. Bunu bulmak büyük sevinçti. Dediğimiz gibi yazıdaki bir çok kavrama ek ilavelerimiz ya da iç düzenlemelerimiz/katkılarımız olabilir ancak belirtilen kip olarak döngüsel zaman kavramının içerilmesi, modern dünyanın ve bilimin açık eleştirisi bizi mutlu etti...

Kesintisiz, bitimsiz ve başlamamış bir süreklilik olarak nesnel zaman, olgusal zaman...
Bütün hücrelerimizde hissedebileceğemiz bu. Herşey olduğumuz.
Nesnel tabana inersek herşey olduğumuzu buluruz. Nesnel bir birlik/aynılık buluruz. Devim buluruz. Ne başladık ne bitiyor ne doğuyuroz. Ne de ölüyoruz. Bunlar sadece hareket-devim. Herşeyiz. Herşeyiz. Biz yaratıcılar ve yokedicileriz. Öznel ayrımlar bu hakikati değiştirmiyor. Diğerleriyiz. Herşeyiz.

Jineoloji kavramını bulmuş, duymuş yaşamış ve öğrenmiş olmaktan büyük -çok büyük sosoyolojik kıvanç, onur, mutluluk, keyif ve kıvanç/onur duyuyoruz
Umutlar, yarınlar, en güzel sosyolojik yarınlar sizinle olsun.:.

Saygılar...

((Nesnel olarak gidersek öznemin ben olmasıyla sen olması arasında hiç bir yoktur. Eril-dişil diye de bir şey yoktur.. Erk ve egemen doğru kavram ya da güç ve otorite doğru kavram.. Özne değil..)

Alıntı:
CANDA SU

Zamanın mekandan kopuk, yaşandığı an’la izah edildiği, bu an’ın sadece yazı, tablet, duvar kabartmaları ile bugüne taşındığı bir tarih anlayışına itirazımız var. Elbette bu birikimi önemsiyoruz. Ama biz ayrıca tarihin tıpkı zaman gibi canlı olduğuna inanıyoruz. Zaman nasıl akıyorsa tarih de tıpkı zaman gibi akıyor. Zaman nasıl bir önceki anın sonucu ve bir sonraki anın köküyse tarihin de dünden bugüne toplumsal hafızamıza işlendiğini ve genetik haritamızda bir süreklilik halinde aktığını düşünüyoruz. Tarihi sıkı belirlenmiş bir olgu olmaktan ziyade tam da yaşamımızın akışında bize yön veren bir zaman, bir mekan, bir hafıza olarak değerlendiriyoruz. Birbiri ardına düz çizgisel şekilde eklemlenmiş olaylar ve olgular yığını olan tarih anlayışının zamanın ruhuna ters olduğunu iddia ediyoruz. Eril düz-çizgisel zaman anlayışına karşı dişil döngüsel zaman diyoruz. An’da yaşamın akışına anlam katmak kadar, zamanın kaynağında bir kazıya girişerek geleceğe akmak istiyoruz. Anafatma kültlerinde, peri masallarında, Mem u Zin aşkında, dengbejlerin stranlarında, yeni yıl ritüellerinde ve daha nice gerçekte kaybolan hakikatimizi bulmayı, evren ile olan bağımızı yeniden kurmayı hedefliyoruz. Böylesi bir kazıya Jineoloji ile hep birlikte başlamamızın anlamlı ve özgür yaşama atılacak adımlardan biri olduğuna candan inanıyoruz.

Nitekim toplumsal, zamansal, mekânsal bütünlüğün hücrelerine kadar parçalandığı bir çağda yaşıyoruz. Bilim adı altında parçalanan bu bütünlük toplumsal yaşamın mekan ve zamanla olan bölünmezliğini de tehdit ediyor. Hakikatinden kopartılan yaşam adeta alarm veriyor. Sadece insan yaşamında değil, tüm canlı ve cansız doğa yaşamında bu çığlığı duyuyoruz. Tükenen kaynaklar, aşırı nüfus artışı, zaman ve mekandan kopan yaşam, nükleer silah stokları, anlamını yitiren ahlaki bağlar, tükenen canlılar, tükenen diller, birbirine yabancılaşan insanlar yığını… Daha da sayabileceğimiz tüm bu felaketlerin kaynağında matematiğe ve yasaya dayalı mantığın yer aldığı ise aşikar. Evreni ve onun akışı olan zamanı canlı bir organizma olarak ele almaktan ziyade hükmedilmesi ve kesin yasalarla kontrol edilmesi gereken bir olgu olarak ele alan zihniyetin kaynağını doğru çözümlemek büyük önem taşıyor. Özellikle tarihi yazının bulunmasıyla birlikte başlatan ve bunu Sümerlere dayandıran, ondan önce ilk toplumsallaşmayı da içeren insanlık tarihinin yüzde 98’lik bölümünü görmezden gelen yaklaşımın bugün bilimci zihniyetin de temelini oluşturduğu bir gerçek. Sümer rahiplerinin zihniyetinin bugün bilim adamların da sürdüğü ise tartışma götürmez. Yoksa aslında evren için çok kısa sayılabilecek böylesi bir zaman diliminde yaşanan felaketleri başka nasıl anlatabiliriz!!

Zira toplumlar için bu zaman binlerle ifade edilirken evrenin milyarlarca yıllık bir oluşunun olduğu biliniyor. Canlıları, özelde de insanı konu alan tarih bu yönlü gelişimin zamanını ifade ettiği gibi mevsimler başta olmak üzere çeşitli zaman döngülerinin canlıların oluşumları için zaruri olduğu biliniyor. Zamanı olmayan hiçbir varoluş olmadığı gibi zamanın da bir oluş olduğu artık tüm farklı düşünceler tarafından kabul ediliyor. Yine her varoluşun kendine ait bir zamanının olduğu da biliniyor. Ama bu farklı oluşların birliğinin olmadığı yada olmayacağı anlamına gelmiyor.

Mekan açısından ise zengin bitki örtüsü, su kaynakları ve hayvanların varlığına beşiklik eden toplumlar daha güçlü bir zemini oluşturuyor. İnsanlığın bugün kaybolan hakikatini kutuplarda değil de Mezopotamya’da araması da mekanın zaman ile olan birliğini ve belirleyiciliğini ortaya koyuyor. Nitekim bugün tüm dünya güçlerinin savaş stoklarıyla yığıldığı Mezopotamya’da esas savaşın, hakikatini arayan demokratik uygarlık güçlerinin yani kadınların, halkların, kültürlerin, inançların ve daha bir çok gücün tarihte ilk defa kendi sistemini oluşturmaya doğru gidişine engel olmak temelinde olduğunu belirtmekten çekinmiyoruz. Sayın Abdullah Öcalan öncülüğünde Demokratik Modernite adı altında bir sisteme kavuşmanın arifesinde olan bunun mücadelesini her alanda veren demokratik uygarlık güçlerinin bu direnişinin bastırılmasını esas hedef olduğu ise bir gerçek.

Hakikatini mitolojilerden dinlere, felsefeden bilimlere kadar tarihin her döneminde farklı yöntemlerle arayan insanın özgür yaşamdan bu denli uzaklaşmasını doğru izah etmek önemli. İnsan düşüncesine hükmeden ya/yada bağlacı dahi kendi başına öznel-nesnel, idealist-materyalist gibi bölünmeleri ifade ediyor. Bunun yerine ve/veya şeklinde birbiri ile bağlantılandıran ve ikilemlerin ayrılıklarının derinleştirilmesinden ziyade bağlantılarının güçlendirilmesini esas alan yaklaşımlar daha belirleyicidir. Kapitalist uygarlığın kendisini sistemleştirmesinde büyük rol oynayan bu ikilemlerin soyut bir tarih şeklinde ele alınması da mevcut iktidarlarına hizmet etmektedir. Ancak Demokratik Modernite’nin tarih anlayışının yaşamın içinden, iktidarların değil kültürel tüm değerlerin biriktiği somut bir tarih anlayışı olduğunu düşünüyoruz. Bunun etkin zihniyet ve irade formlarının yaratılmasının da Sayın Abdullah Öcalan’ın “Özgürlük tarihi (toplumsal tarih)” olarak ifade ettiği tarih anlayışı ile mümkün olduğuna inanıyoruz. Tarihi toplum üstü bireylerin eseri olarak ortaya koymaktan ziyade toplumları zamansal ve mekânsal gerçekliği ile buluşturmayı esas alan ve doğayla birlik olan bir kapsamda ele alıyoruz.

Jineoloji olarak ayrıca demokratik uygarlık güçlerinin özelde de kadının karanlıkta kalan, tüm değerlerini yeniden gün yüzüne çıkarmayı, her varoluşun farklılıklarına saygı duymak kadar aralarındaki bağlantıyı güçlü kurmayı ve kapsayıcı bir yerden tarihe bakmayı hedefliyoruz. Doğru bir yerde durduğumuza dair sezgimizi de en çok kadının doğayla olan bağında, evrensel eril zamanın dışına adet döngüleri ile hissediyoruz. Nitekim canlıların yaşamına baktığımızda döngüsel zamanın dişiliği ifade ettiğini, çizgisel zamanın ise erilliği ifade ettiğini görürüz. Döngüselliğin kökeni kadının adet döngüsü olurken, evrensel eril zamanın dışına kadının ay ile birlik olan adet döngüleri ile çıktığını hissederiz. Tam bilmesek de döngüselliğin kökeninin menestrasyonu ifade ettiğini sezeriz. Kesin, belirlemeci ve ilerlemeci olan eril zaman anlayışına karşı böylesi bir zaman anlayışı hayata, doğaya, topluma dair herşeyi kapsadığı gibi onların farklılıklarını da en çok koruyacak ve geleceğe akıtacak bir nehir olacaktır diye düşünüyoruz.

Kadının tarihini yeniden yazmak gibi bir amacımız olduğu gibi bunu ne kadınları varolan tarihçiliğe eklemek şeklinde yapacağız ne de sadece kadınları tarihe yazmak temelinde ele alacağız. Esasında varolan tarihsel çerçeveyi sorgulayarak, bugüne kadar kadının varolan tüm birikimlerini esas alarak toplumun ve yaşamın yeniden inşasını Jineoloji olarak üstleneceğiz. Yanlış anlaşılmasın Jineoloji derken sadece belli kesimlerin denetiminde olan bir bilim anlayışından bahsetmiyoruz. Bilakis her şeyi kendinde merkezileştiren ve toplumdan tarihten kopan bilim anlayışının yarattığı felaketleri hep birlikte teşhir edeceğiz. Burada Jineoloji derken yaşamın içinde olan, toplumsal hafızanın şifrelerini çözme kararlılığı ve arayışında olan, bu konuda doğduğu yörede var olan bir kültün, bir geleneğin, bir ritüelin tarihin yaşayan bir hücresi olduğunun bilincinde olan, tarihe kadınların gözünden bakmayı başaran ve bunun anlamın ta kendisi olduğunu hisseden her bireyin, her birimin, her grubun, her klanın ve her araştırmanın Jineoloji’nin bir parçası olduğunu belirtmek istiyoruz.

Sitemize bu yönlü araştırma yazılarını beklediğimiz gibi, canlı tarihin, sözlü tarihin bizde devam ettiğinin bilinciyle bu yönlü birikimin çok değerli olduğunu belirtmek istiyoruz. Ruhları bedenleri toprağa karışan ve soy ağacımızın kökünü besleyen insanların ardılı olduğumuzu ve toplumsal hafızanın bizde devam ettiğini unutmayalım. Çünkü yaşadığımız anın gerçek anlamını ancak böyle verebiliriz. Bu şekilde Jineoloji öncülüğünde girişeceğimiz kazıda zaman, mekan ve toplum ile birlik olan insanlar olarak ne kadar değerli olduğumuzu daha derinden hissedeceğiz.

Her şey hakkında fikri olan ama hiçbir şeyi tam bilmeyen kuşakların çoğaldığı bir çağda yaşıyoruz. Bu yüzden zamana en fazla anlam yükleme sorumluluğu olan kuşaklarız. Diğer yandan çağları, kuşakları iç içe tanıma, hissetme ve anlamlandırma şansını yakalayabileceğimiz gelişkin bir tekniğe ve bilme imkânlarına sahibiz. Eğer arayışın tılsımlı kanatlarıyla uçmayı öğrenebilirsek! Tarih yaşadığımız anda sürüyor. Bunu en derinden Ortadoğulular bilir, hisseder ve yaşar. Anda tarih, tarihte an ve her ikisinde geleceğe yolculuğa herkesi davet ediyoruz. Sevgiden, özgürlükten, barış ve kardeşlikten, adaletten yana umudunu yüreğinde ve beyninde büyütmekten vazgeçmeyen herkesi…
______________________________________________________
Ontolojik bir (bir-kaç) ver-kaç (pas _ paslaşma_lar) için dostlar bulmaya geldim_arıyor-d-um....
__
Bilgi güçtür... - Kasyopya Deneyi
---
Teolojik taban/referans bırakılıp doğa taban kullanımalı gözlem için...
Kağıtlarda yazılanları bırakın, doğaya bakın. Bilgi doğa da...

"İLETİŞİMLER LİNK"
__________________________

Konu "ictenlik" tarafından (29.Mart.2019 Saat 21:38 ) değiştirilmiştir..
"ictenlik" isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Çark Dönecek Çekiç Vuracak Sosyalist İktidar Kurulacak!
Saat...


Powered by vBulletin | Hosted by Linode.com