Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu  

Ana Sayfa Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   Sosyalist Forum - Sosyalizm Okulu > SOSYALİSTFORUM > Sosyalistforum Yazıları

Sosyalistforum Yazıları Maille gönderilen yazılar.


Konu Bilgileri
Kısayollar
Konu Basligi
Seçimler ve HDP
Cevaplar
0
Sonraki Konu
sonraki Konu
Görüntüleyenler
 
Görüntüleme
613
Önceki Konu
önceki Konu
Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 02.Haziran.2015, 00:53   #1
 
memo_tr - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
memo_tr
Üye
Kullanıcı Profili
Üyelik tarihi: 12.Nisan.2012
Üye No: 43152
Mesajlar: 8
Teşekkür Grafikleri
Ettiği Teşekkür: 6
2 Mesajına 2 Teşekkür Aldı
Standart Seçimler ve HDP

"Oligarşinin seçim aldatmacası" demişti Mahir Çayan yıllar önce. Sanırım bunu günümüz 'sosyalistleri' 7 Haziran'dan sonra anlayacaklar. Neoliberal burjuva demokrasisi, Türkiye'de, Gezi Direnişinden itibaren bir rejim krizine doğru yuvarlanıyor. Bunu son 1 yılda yapılan 3 seçimden anlayabiliriz. Bütün hepsinde, burjuva partilerin temel ayrımı emekçilerin üzerindeki baskı araçlarının biçimsel şekli ile ilgiliydi. Özellikle, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde keskinleşen bu ayrım, 7 Haziran seçimlerinde farklı politik çizgisi bulunan ve zamanında "sosyalizmin legal aracı" diye anılması mümkün olan fakat şu an "zorlayarak- sol-sosyal demokrat" diyebileceğimiz HDP'ye de kaydı. Bu tartışma; geleneksel parlamenterizm ile başkanlık sistemi arasındaki ayrım. Önce, büyük burjuva partilerini incelersek; AKP, CHP ve MHP. Bu üç burjuva partisi de, gerek kapitalist demokrasinin kendi iç dinamiklerinin sürekli yarattığı rejim krizini gerekse burjuvazinin sınıf çıkarına hizmet eden neoliberal politikaları uygulamak konusunda temel bir noktada anlaşıyorlar: Mali gücün merkezileşmesi ve özel mülkiyete dokunulmaması. Bu temel nokta, üç partininde farklı yollar kullanıp ulaşacağı ve emekçi halkları sömüreceği noktadır. Farklı yollardan kastımız da rejim krizi çerçevesinde başkanlık-parlamenter sistem üzerinden şekillenmektedir. Bu,ulusal bir hareketin çerçevesinden filizlenmiş bir hareket olan HDP'ye de bulaşmıştır. Ve, günümüz 'sosyalistlerinin' HDP'nin barajı geçmesi konusunda büyük bir ısrarı vardır. Neticelendirmemiz gereken temel soru şudur: HDP, barajı geçmeli midir ? Geçmemeli midir ? Ya da üçüncü bir alternatif ekleyerek; Bu önemli bir mesele mi ?

Bir liberalin genel olarak demokrasiden söz etmesi doğaldır. Bu onun kendi sınıfsal söylemidir. Fakat bir Marksist, demokrasiden bahsederken, "hangi sınıf için demokrasi ? demeyi unutmamalıdır" diyor, Vladimir Lenin. Bu sözden hareketle ilk olarak HDP'li olmayıp bu seçimin "kritik" olduğunu ve HDP'ye oy verilmesinin mutlak bir zorunluluk teşkil ettiğini söyleyen "sosyalist" kesim için bir değerlendirme yapalım. HDP'nin seçim beyannamesinde de geçen radikal demokrasi söylemi post-Marksist bir söylem olarak revizyonizmin bataklığına zaten saplanmış bir söylemdir. Radikal demokrasinin içeriği, -beyannameye göre- bütün sınıflardan, halklardan, düşüncelerden ve ideolojilerden herkes aynı çatı altında *********barış********* içinde bir arada sorunlarını çözebilme durumuna kavuşturulması ve her kesimden insanın bu konuda özgür olması gerektiğini savunur. Öncelikle, bir Marksist*********in şunu bilmesi gerekir ki, insanın bireysel fikirleri, yaşadığı maddi koşullar altında şekillenir. Yani ideoloji, düşünce, fikir gibi durumlar bireyin içinde bulunduğu sosyo-ekonomik sınıfın çıkarları yönünde oluşur. Yani bir küçük burjuvanın muhafazakar olması şaşılacak bir durum olmadığı gibi, aynı şekilde bir küçük burjuvanın *********aşırı devrimci, anarşist********* bir tavır alması da bir o kadar garipsenmeyecek bir durumdur. Bu bireysel farklılıklar, tamamen amacın aynı, amaca giden yolun farklı düşünülmesinden ileri gelir. Sınıf bilinci karmaşası ve bilinç bulanıklığından ileri gelen bu sorun, en çok günümüzün devrimci gücü proletarya*********da belirmiştir. Bunu aşmak için bir sosyalistin atacağı ilk adım, ona sınıfları göstermek olmalıdır. Fakat bunu, *********radikal demokrasi********* söylemiyle yapamayacağı açıktır. Çünkü, burjuvazi, kurduğu bu düzende hiçbir zaman böyle bir ifade ve düşünce özgürlüğüne izin vermez, veremez. Sınıflı toplumların hiç birinde varolabilecek bir durum değildir. Çünkü, egemen sınıf, toplumu kendi çıkarlarına göre düzenlemek zorundadır. Bu yüzden, HDP*********nin bu söylemi ütopik bir söylem olmaktan öteye gidemez. İkinci olarak, HDP*********den devrim beklemeyen, fakat ezilen Kürt halkı başta olmak üzere, Türkiye*********de yaşayan bütün halkların ve ötekileştirilmiş insanların bireysel ve kültürel özgürlüklerini sağlayacak bir oluşum olduğunu söyleyen ve bu yüzden mutlaka oy verilmesi gerektiğini söyleyen *********sosyalist*********ler, yine bir burjuva yanılsamasının içine düşmüşlerdir. Öncelikle, esas ayrımın sınıfsal olduğunu bir Marksist*********in bilmesi zorunludur. Sınıfsal ayrım, diğer bir çok yapay ayrımı tetikler ve tetiklemek zorundadır. Örneğin; ulusal sorun ve kadın sorunu. Bu sorunların tabii ki üstüne gidilmelidir. Sömürgeci Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Kürdistan topraklarından çekilmesi, Türkiyeli bir Marksist-Leninist için, amaçlardan biri olmalıdır. Fakat bu amaca ulaşmak sorunun temeline müdahale etmeksizin imkansızdır. 1920*********lerde Osmanlı feodal sistemini yıkıp, yerine ulus-devlet anlayışlı kapitalist sistemin entegre edilmesiyle yaşanan burjuva devrimi, kimliğinin *********Türk********* olduğu bir devrim olarak anıldı. İzmir İktisat Kongresiyle başlayıp, özel sermayenin ülke içinde desteklenmesiyle devam eden kapitalist entegrasyon, genel bir sınıf davranışı olan milliyetçilikle harmanlanmıştı. Yani, 1920*********lerin Türk burjuvazisinin, diğer halklar üzerinde katliam yapması, kendi sınıfsal çıkarına en iyi hizmet eden yöntemdi. Çünkü, iktidar, Türk milliyetçilerinin elindeydi. Ulusal Kurtuluş Savaşında *********anti-emperyalist********* çizgi izleyen Mustafa Kemal, savaştan sonra, kendi kapitalist-emperyalist politikalarını devlet içinde sürdürmeye devam etti. O zamanın totaliter devlet rejimiyle birlikte, özelde Kürt sorunu olarak nitelendirebileceğimiz genelde ise *********Ulusal Sorun********* olarak nitelendirdiğimiz durum bugünlere böylece ulaşmıştır. HDP, ezilen Kürt halkının temsilcisi olarak, bunu istemesi doğaldır. Fakat asıl ayrımı kaçırmış, sınıf çelişkilerinin doğurduğu ulusal sorunu sınıfsız bir şekilde çözmek peşindedir. Fakat tarihsel verilerle anlaşılacağı gibi, milliyetçilik, ulusal ve kültürel sorunlar gibi durumlar tamamen burjuva sistemin topluma adapte ettiği durumlardır. İkinci olarak, kadın sorunu konusu. Genel kadın hareketlerinin bahsettiği, kapitalist ataerkil sistem, yine sınıfsal ayrımın ortaya çıkarttığı bir başka sorundur. Makineleşmeyle birlikte ortaya çıkan kadın hareketlerinin vurguladığı kadın sorunu, evrensel bir sorun olarak, sınıf çatışması zemininde ortaya çıkmıştır. Endüstri devrimiyle birlikte, makineleşme çok hızlı bir yayılma göstermiş ve artık, feodal sistemdeki veya atölye üretimlerindeki gibi kol gücüne olan ihtiyaç çok ciddi derecede azalmıştır. Klasik liberalizmin vahşi pazarında, burjuvazi emeğini daha da az fiyata satan kadınları işe almaya başlamıştır. Çünkü ihtiyaç duyulan kol gücü azalmıştır ve artık işçi arzına girmeyen *********kadınlar ve çocuklar*********, artık burjuvaziye işgücü olarak sunulmuştur. Kadın hareketlerinin temeli, diğer sorunlarda da olduğu gibi sınıflı sistemlerin içinde yatmaktadır. Burjuva ideolojisi, kapitalist ataerki*********yi doğurmuş, bu da, kadın sorununu doğurmuştur. Aynı şekilde, HDP*********nin, kadın sorununa yaklaşımı sınıfsal bir zeminde olmadığından ötürü, sorunu kökünden çözebilmesi imkansızdır. Üçüncü olarak, başkanlık sistemi-parlamenter sistem ayrışmasını ele alalım. Günümüzde, çoğu kişi AKP*********nin istediği başkanlık sisteminin tek engelini HDP olarak görüyorlar, ve bu durumda *********geleneksel parlamenterizmin********* şu an için gerekli ve yararlı olabileceğini söylüyorlar. Haklı olup olmadıklarını elbette seçimden sonra göreceğiz fakat bir analiz yapmak gerekirse, emekçi halklar ve işçi sınıfı için, başkanlık-parlamenter ayrımı hiçbir şey ifade etmiyor. Dünya*********daki *********kapitalist********* ülkelerin verilerine baktığımız da, burjuva demokrasisinin en iyi olduğu söylenen ülkelerin başında gelen ABD başkanlık sistemiyle yönetiliyor ve liberal anlamıyla baktığımız zaman, devlet erkleri (yasama-yürütme-yargı) birbirinden ayrı. Fakat aynı liberal *********toz pembe- gözlüklerle Latin Amerika*********ya baktığımızda, burjuva erklerinin bu kadar kuvvetli bir ayrımının olmadığını ve bir diktatörvari yönetim şeklinin olduğunu görüyoruz. Biz, Marksist-Leninist bir çizgiden bu durumu incelediğimizde, erkler ayrılığının, sınıflı toplumlarda zaten imkansız olduğunu, ve kurumların hepsinin *********bağımsız denilmesine rağmen- egemen sınıfların çıkarına çalışan zor aygıtları olduğunu biliyoruz. Yargının bağımsızlığı konusunda bas bas bağıran sol-sosyal demokratlar, şu ana kadar yapılmış anayasaların sınıfsal ayrımına bakmadıklarını açıkça itiraf etmiş oluyorlar. Yani, kapitalist bir sistem içerisindeyken, rejim tipinin ne olacağı konusu, bir Marksist-Leninist*********in temelde ilgileneceği bir konu değildir. Parlamenter sistemde, işçi ve emekçi temsiliyeti olmayacaktır, başkanlık sisteminde de. Her iki sistem de de sınıflar mevcut oldukları yerde kalacaklardır. Bu yüzden, bir sosyalistin, bir komünistin, bir Marksist-Leninist*********în, bir devrimcinin görevi, emekçi sınıflara bu ayrımın yapay bir ayrım olduğunu gösterip *********proletarya diktatörlüğünün********* tek çare olduğunu göstermektir. Bu konuda da, sınıfsal bir tavır sergilenmesi gerekiyor. HDP, bu sınıfsal tavrı sergileyememiştir. Şimdi asıl sorumuzun cevabına gelelim: HDP, barajı geçmeli midir ? Geçmemeli midir ? Ya da üçüncü bir alternatif ekleyerek; Bu önemli bir mesele mi ? Bana göre, HDP, ulusal hareketten beslenen bir *********çatı partisi********* olduğu için, belli sınıfsal-ideoloji zeminini de oturtamamıştır ve oturtamayacaktır. Bu sınıfsal heterojenlik, proletaryanın sınıf çıkarlarının tersine gelişecek bir durumdur. Bu yüzden, HDP barajı aşmalıdır. Çünkü, parlamento*********da çıkan karışıklık, emekçi sınıflara, burjuva demokrasilerinden umulacak bir şeyin olmadığını tam tersine burjuva demokrasisinin emekçi sınıfları daha fazla sömürmek için bir araç konumunda kullanıldığını gösterecektir. HDP*********nin barajı geçmesi bu bakımdan Marksist-Leninistlerin lehine olacaktır. Marksist-Leninistlerin görevi, parlamentoyu emekçi sınıflar önünde yermek ve parlamentodan bir yarar gelmeyeceğini ve sınıfsal çelişkilerin varolduğunu anlatmaktır. Yukarıdaki yazıda eleştiri; HDP*********ye, *********başkanlık sistemini engelleyeceği için %10 barajını aşmalıdır*********, veya *********ulusal sorunu, kadın sorununu, çeşitli kültürel hakları sağlayacağından ötürü %10 barajını geçmelidir********* cümlelerini kuran sosyalist tabakayadır. HDP*********nin barajı aşması Marksist-Leninistlerin lehine olmasına rağmen, parlamento seçimlerinin bir öneminin bulunmadığı da hiçbir zaman unutulmamalıdır. HDP'nin barajı geçmesi mutlak bir zorunluluk değildir. Bu yüzden, bugünlerde sürekli kaynayan işçi sınıfının içinde (mesela metal işçileri) propaganda yapmak, Marksist-Leninist devrimcilerin temel görevi olmalıdır, seçimler değil...

Kod:
http://marksistleninistfikir.blogspot.com.tr/2015/06/secimler-ve-hdp.html
memo_tr isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Çark Dönecek Çekiç Vuracak Sosyalist İktidar Kurulacak!
Saat...


Powered by vBulletin | Hosted by Linode.com